Değerli Olan, Yaşanan An…

Ömür denilen zaman,
sadece bir an.

Mutluluk ne bir ütopya, ne de masalların, filmlerin sonunda yer alan “mutlu son”. Ne de, bir istasyon. Hele hele TDK’nın tanımladığı gibi hiç değil. Türk Dil Kurumunun tanımına göre, mutluluk; “Bütün özlemlere eksiksiz ve sürekli olarak ulaşmaktan duyulan kıvanç durumu”
Bu tanımı esas alanlar için mutluluk imkânsız.

Tanıma göre; bütün özlemi 100 altın olan 90 altına sahip ise mutlu olamaz. Kuyruğunu yakalamaya çalışan kedi gibi koşuşturma içinde bir ömür yaşar. Buna da yaşamak denirse. O dönemin özlemine ulaşsa bile, özlem çıtası yerinde durmaz. Hayat sürdükçe seraplar gibi özlemler, sürer gider. Çölde seraplar peşinde koşturarak nefes tüketen, sürekli hayal kırıklıkları yaşayan biri asla mutlu olamaz.

Aradığımız şey mutluluksa hayal kırıklığı kaçınılmaz.
Mutluluğa giden yol yok. Mutluluk yolculuğu var. Mutluluğun kendisi yolculuk.
Mutluluk; bu inşa yolculuğunun yan ürünü. Azim, gayret, dikkat, yatırım ve emek gerek.
İlkelerin rehberliği ve olumlu değerler vicdanda var olduğu ölçüde mümkün.
Mutluluk; haz peşinden koşmak için yaşamakla değil, yaşanan anın hakkını verme gayretiyle değerlenen bir akış. Akış; yâni yüksek düzeyde odaklanmış motivasyon hali.

Mutluluk; farkına vardıkça hissedebileceğimiz kadar yakınımızda. Erdemli bir vicdanla yapılan yatırımda, verilen emekte, dökülen terde.
Mutluluk; zirve değil, tırmanışın ta kendisi,
Anaforlardan, geçmişin pişmanlıkları ve geleceğin endişelerinden uzak durmayı, “An”a odaklanmayı, farkındalık kapısını açık tutmayı gerektirir.
***
Düşünce düşten doğar. Düşüncenin başlangıcında hayal vardır. Zihnimizden bir saat içinde yaklaşık 2100- 3300 farklı düşün geçebileceğini araştırmalar gösteriyor.
Anda yaşamak; hayatın renklerini yakalamak, verdiği mesajları anlamak, o ânı tercüme etmek demek. O an, alıp verdiğimiz nefesi yudumladığımız kahveyi yağmur damlasını gözyaşını bedenimizi çevremizi duygularımızı, o anda sorgulamak öğrenmek ve kabul etmek. Elimizde olanı kaybetmeden kıymetini bilmek, hakkını vermek demek.

Anda yaşamak; yeni ve orijinal olan o ânı, geçmiş ve geleceğe boğdurmamak. Anda sıkışmadan, o ânı dondurmadan var olmak.

Sorgulamak; yani doğmak. Öğrenmek; yani büyümek. Fark etmek; yâni yaşamak. “Doğ- büyü- öl” döngüsünü kırmak.

“Hak şerleri hayr eyler
Zannetme ki gayr eyler
Arif ânı seyr eyler
Mevla görelim neyler
Neylerse güzel eyler”
diyen İbrahim Hakkı gibi diyebilmek.
***
Pencerelerden ânı seyreylemek, bu kadar farklı düşünce içinde seçici olmakla mümkün. Odaklanma ve emek ister.
Başlangıçta zorlasa da, huzur verir ve geliştirir. Hoş bir yolculuk.

Yaz mevsiminde kışa, kışta yaza özlem duyan ve ömründeki mevsimleri yaşamayan. ânı ıskalayanların sayısı o kadar çok ki.

Ömrün ilk yarısını ikinci yarısını beklemekle, ikinci yarısını da ilk yarısının hasretiyle geçiren o kadar çok insan var ki.

İleride susuz kalabilirim endişesi taşırken, bir yudum suyun içilmesi esnasında gerçekleşen mucizelerin hiç farkına varamadan geçen ömürler, tükenişler o kadar fazla ki.
***
Ömür dediğimiz zaman, yalnızca bulunduğumuz an. Geçmiş ve gelecek arasında açan çiçek. Şimdiki an içinde fark etmek, durup düşünmek ve şükretmek. Şimdiki an içinde koklamak mümkün.

Ne güzel demiş, Nesimi:
Beyhude geçmiş günleri yâd etme
Gelmemiş ân için de feryâd etme
Dem bu demdir, dem bu dem…
“Bu dem”i, geçmişin hüzünleri, geleceğin endişeleri ve hızlı hayat tarzı ile harcamak, hayatı yazık etmek demek.

Çalışma odamın duvarında birkaç cümle asılı, şunlar yazıyor:

“Neydi ruhumu taşlaştıran?
Bana göre hızlanan oyunun kurallarıydı. Hız arttıkça, görüş açısı sıfıra düşüyor. Bir zaman sonra hayat düz bir çizgiden ibaret oluyordu. İnsan ruhuna hitap eden her şey, o çizginin içinde kaybolup gidiyordu. O zaman, hayat yavaşlatılmalı!”
***
Trafik ışıklarına uymamak nice felaketlerin sebebi. Ömür yolculuğunda da işaret ışıkları var.

“Dur-Bak- Git”

Kırmızı ışıkta; hayatı yavaşlatabilmek ve durup düşünmek.
Sarı ışıkta; hayatın anlamı ve sayısız nimetlerin farkında olmak.
Yeşil ışıkta; bu farkındalıkla yola devam etmek.
Bu ışıklara riayet, günümüzde çok daha büyük önem taşıyor.
***
Newton ‘un renk çarkı deneyini okulda görmüştük.
Deney, Güneş’ten gelen beyaz ışığın, gökkuşağı renklerinden ibaret olduğunu ispatlıyordu.
Acaba bu deney aynı zamanda; hayatı hızlı yaşarsak hayatın renklerini kaçıracağımızı mı anlatıyor…
Ne dersiniz?
***
Anda yaşamak ve o anın değerinin farkında olmak, huzur verir. Anda bulunan hikmeti ve bize özel olan dersi hissettirdiği ölçüde geliştirir. Hayatımızda olan her şeyin, kendi hakikatimizi öğrenme vesilesi olduğunun farkında olmak, sanal yüklerden kurtulmamıza yardımcı olur.
O zaman baktığımız şeyler aynı kalsa bile gördüklerimiz değişir
***
İnsan, hayatın anlamını aramak ve bulmak yeteneği verilen yegane varlık. Her an Yaratan’a muhatap olabilen bir memur ve misafir.
Harika şeyler olurken farkında değilsek ve zihnimizde bir ampul yanmıyorsa mutlu olamayız. Ânı yaşadığımızda, harika şeyler gerçekleştiğinin farkında olmanın mutluluğu yansır içimize ve çehremize.

Bir gün, bir dost demişti ki:
-İşin olunca paran olunca kendini sürekli daha iyi hissetmeyeceksin. Başarılı olunca daima daha iyi olmayacaksın.
Başarılar ve alkışlarla beslenen egom geçmişte beni de sarhoş etti. Nankörlük kör etti. Dilim sağır etti. Kalbim esir etti. Zihnim deli etti.
Sen de şu an kendini iyice hissetmenin yolunu bulamıyorsan, yarın her şey harika olsa da fark edemezsin. Şu an vicdanının neler söylediğini işit. Şu an kendini iyi hissetmenin, iyice hissetmenin bir yolunu bul.
***
Anı yaşamalı, ancak anlamlı yaşamalı, insanca yaşamalı,
Anda yaşamak, bazılarının zannettiği gibi, boşvermek, umursamamak, duygularımızı görmezden gelmek değil. Sorunları çözme sorumluluğundan kaçmak, hiç değil.

Anda yaşamak; yaşanan anın değerinin farkında olmayı, alıp verilen nefesin önemini hissetmeyi sağlamakla kalmaz. Yaşanan her ânı dolu dolu yaşama şuuruna ulaştırır. Şu ânın değerinin farkında olan, hayatın kıymetini daha güçlü hisseder. Sayısız nimetleri hatırlamak onları lutfedene minnettarlık ve şükür duygularını güçlendirir.

“İnsanların hayırlısı, insanlara faydalı olanıdır”değeri ile gayretini bir üst boyuta taşır. Hayatı güzelleştirecek sorumluluklar alır. Sadece kendisi için değil, başkalarının da yaralarını sarmak için yaşar. Kendi sorununu çözmekle kalmaz, sorunun kendisini çözmeye gayret eder. Hayatın anlamına uygun bir rotada ilerler..

Sürekli mutluluk, sorumluluk anlayışıyla başkalarının mutluluğuna vesile olacak işler yapmaktır. Sadece kendini mutlu etme çabası çıkmaz sokaktır.
İnsan hayatın merkezine kendini koymaktan kurtulduğu ölçüde başkalarına yardımcı olmayı, paylaşmayı önceler vu bundan büyük bir haz duyar.
Her ânı değerli kılan çabalar, hayata hayat katar.
Geldiği yeri unutmadan ve sonunu düşünerek. Yarını planlarken dünün  dersleri unutmadan, Kaygı ve korkularda boğulmadan. Çaresi bulunan şeyde acizlik göstermeden, çaresi olmayan şeyde kahretmeden ortaya konulan çabalar, hayata mutluluk katan gelişmeler sağlar.
***
Mutluluk yolculuğu basit.
Zor olan; isteklerin değil, ihtiyaçların belirlediği sadelikte yaşamak.
Hızla işleyen sistemin çarklarına kapılmadan sakin ve sadelikle yaşamak. Bu da beceri ister. Nerede olduğunu, gerçekten varmak istediği yeri bilmeyi gerektirir. İlkeli yol haritasına uygun davranma iradesine sahip olmayı gerektirir.
***
Değerli olanın farkına bazen, son demlerinde varıyor insan. Deniz duruldukça yansıtıyor yıldızları, mehrabı, ışıltıları.
Siyah Lale romanın girişinde yer alan tablodaki gibi:

“Babası tüccardı ve pek çok parası vardı. Ölüm döşeğindeyken oğlunu yanına çağırmış ve şöyle demişti:
– Mutlu ol… Sakın benim gibi tüccar olma. Sakin bir yaşam sür ve her şeyin ötesinde mutlu ol.”
***
Farkında olmalı insan.
Kainatın milyarlarca yıl yaşının yanında, ömrün sadece bir an olduğunun.
Farkında olduğunun farkına varmalı. Yaşadığı her bir günün. Güneş’in, bulutun, çiy damlasının. Gözyaşıyla çiçeklenen toprağın.
İyice farkında olmalı ömrün. Yâni; şu ânın.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın