Fırtınalı geçen bir eylül gecesinin sabahıydı. Yurtdışındaki bir iş seyahati için yola koyulduk. Alacakaranlıkta, havaalanına zamanında yetişmeyi hedefleyerek, temkinli ve olabildiğince hızlı ilerliyoruz. Apartmanların önünde duran araçlarda, fırtınayla kopan büyük ağaç dallarının verdiği hasarlar göze çarpıyor. Cadde kenarındaki su birikintilerinde arızalanmış vasıtalar, trafik akışını zorlaştırıyor. Sinirli insanların gergin ve öfkeli davranışları rahatsız edici.
Bize uzun gelen, endişeli bir yolculuğun nihayetinde havaalanına vardık. Yolcu peronundaki kuyrukta tartışma yapan insanların tavırları iyiden iyiye gönlümü daralttı. Bu curcuna içinde uçaktaki koltuğa kurulunca rahat bir nefes alacağımı zannettim. Ne gezer!
Kovadan boşanırcasına savrulan yağmur ve şimşekler altında, sarsıntı ile uçağımız havaalanında bir müddet ilerledi ve kalkışa geçti. Gök gürültüsü ve şimşekler arasında kara bulutlara doğru yükselirken, sabahın alacakaranlığındaki huzursuzluk iyiden iyiye içimi kapladı. Uzun geçen birkaç saniyeden sonra birdenbire tablo değişti.
Bulutların üzerine çıkmıştık. Alabildiğine uzanan masmavi enginlikte, ışıl ışıl parlıyordu Güneş.
Gökyüzünün maviliği ve bulutlardaki renk cümbüşü büyüleyiciydi.
Pamuk tarlası gibi serpilmiş bulutlardaki yansımalar ve sessizliğin hoşluğuna kaptırdım kendimi.
***
Artık kulakları sağır eden gümbürtüsüyle gürleyen gök gürültüsü yoktu. Kara bulutlar arasında, bitki kökleri gibi yollar açan şimşekler yok. Kovadan boşanır gibi gürül gürül yağan yağmur yoktu…
Birkaç saniye içinde birbirine tamamen zıt, iki manzarayı yaşamıştım. Minicik bir zaman aralığında, bakışlarım bulutları aşağıdan ve yukarıdan taramıştı. Birkaç saniye içinde daralan gönlüm ferahlamış, yüreğimi muhteşem görüntülerin sıcaklığı sarmıştı.
***
Yaşadığım bu duygu seli, gönlümde şimşeklerin çakmasına ve bir gerçeğin aydınlanmasına vesile olmuştu. Aynı bulutlara aşağıdan bakmanın verdiği sıkıntılı hal ve yukarıdan bakmanın getirdiği ferahlık..
Başa gelen musibetler kara bulutlardan farksızdı aslında. Fakat önemli olan bulutlara hangi açıdan baktığımdı. Hissettiğim sıkıntı ve ferahlığı ortaya çıkaran “bakış açım”dı.
Uçağımız aydınlık enginliğin içinde süzülürken düşünüyordum… Neden, ruh iklimimizde öyle rüzgârlar eser ki bazen, kasırgalar, hortumlar onun yanında hissedilmez bile… Neden, öyle bir yanar ki içimiz zaman zaman, ateş onun yanında serin kalır? Neden, gün gelir sükûtumuzda gök gürültüsünün feryatları saklıdır? Bazen, bir ilkbahar kelebeğinin neşesiyle kanat çırparız, güzelliklere. Bazen, bir güz kelebeği gibi çırpınırken yorgunluk çöker omuzlarımıza, dizlerimize. Zaman zaman, durur gibidir zaman.
Neden?
“Bakış açımız” önemli ölçüde farklılaştırıyordu dünyalarımızı. Her bir insan, ayrı bir dünya…
Sürekli değişen, ayrı ayrı milyarlarca dünya var. Bazen sevginin sıcaklığını hisseden… Bazen anlayış fukaralıklarının, hırsların, yanlış tercihlerin buzulları arasında yol alan… Fırtınalarıyla, girdaplarıyla, meltemleriyle, apayrı birer dünyadayız her birimiz.
Aynı pencereden dışarı bakan iki insandan biri yerdeki çamurlara bakıp “off!” diye kasvetle inlerken, diğeri gökteki yıldızlara bakıp “ohh” diyebiliyor.
Yarım bardak suya bakan biri, bardağın boş tarafına takılan bir kötümser, diğeri bardağın boş tarafını inkar etmeden, dolu tarafını gören “ gerçekçi iyimser” olabiliyor.
•••
Artık musibetlerin kara bulutlarını üzerimde hissettiğimde, sıkıntılı kasırgalar ruhumu sardığında gülümsüyor ve hep o uçakla giderken seyrettiğim, bulutların üstündeki manzarayı hayal ediyorum.
Hayatta başıma gelen, şer olarak görünen her hadisenin arka planını anlamaya çalışıyorum. “Bakış açımı” geliştirebildiğim nispette, sıkıntı hafifliyor ve Rabbimin lütfuyla onu şansa dönüştüren enerjiyi bulduğumu görüyorum… “Bulutlara aldırma, Güneş orada.” diyorum kendi kendime.
“Güneş orada, bulutların ardında!…”
Musibet bulutlarının karanlığına aşağıdan bakarken, bulutların ve her bir şeyin sahipsiz olmadığını hatırlıyorum. Rahmet yansımalarının bulutların üstünde, her yerde ve her zaman var olduğunu anlamanın ferahlığını daha çok hissediyorum. Tebessümle baktığımda musibetlerin çeşitliliği, musikinin nağmeleri gibi geliyor, gönül kulağına. Hüzün verse bile… Çünkü biliyor ve inanıyorum ki O (c.c.) kullarını seviyor, fenalığını istemiyor.
Yeter ki geleceğe ümit ve şevkle bakalım, Gerçekçi seçimler yapalım. Aksak düşünce tarzlarına takılmayalım.
Bir yanıt bırakın
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.