Akıl ve Kalpte Bir Seyahat

Hiyeroglif yazı gibi duran
tabiatın alfabesi çözülür
anladıkça, fark ettikçe.
Haykırır vicdanlar
en gür sesiyle:
Manasız bir dünyada değiliz,
başıboş değiliz.

Bir zamanlar bir derviş, yoldan geçenlerin kolundan tutup, “Allah var,” dermiş.
Onlar da, “Biliyoruz be adam, meczup musun ne!” diye çıkışırmış.
Derviş bir onlara, bir gökyüzüne, denize, çiçeklere bakar ve başını iki yana sallayıp, uzaklaşırken usulca, “Bildiğiniz gibi değil… Hakikaten Allah var…” dermiş.
Kimi de durup düşünürmüş… Dervişin seslenişi yüreğine dokunurmuş, “Bildiğiniz gibi değil…” Buğulu gözlerle ardından bakarmış…
O uzaklaşıp giderken ve gözden kaybolurken, içindeki göğün, gözlerindeki pınarın, çiçeklenen toprağın seslenişini hissedermiş yüreğinde.

“Bildiğiniz gibi değil. Hakikaten Allah var…” sesi yankılanırmış gönlün derinliklerinde. Derviş ayrılıp gitse de hayranlık dolu düşünceler artık onunla berabermiş. Gökten süzülen kar tanesinde, minik bebeğin gülüşünde, rüzgârın esişinde, kalp atışının ritminde hep O’nu hissedermiş.

* * *

Kalbin yürüyüşüne akıl arkadaşlık edince, evrenden Yaratıcısını soran her hakikat yolcusu işitir bu seslenişi. Dilsiz dağ, taş, yıldız yoktur. Seslenirler. İşitir, sağır değilse zihinler. Mucizesiz varlık yoktur. Aşikârdır. Görür, görme engelli değilse kalpler. Hiyeroglif yazı gibi duran tabiatın alfabesi çözülür farkına vardıkça, anladıkça. Vicdanlar haykırır, en gür sesiyle: Manasız bir dünyada değiliz. Başıboş değiliz…

* * *

Dilerseniz gelin bir yolculuğa çıkalım. Bakıp geçtiğimiz, ekip biçtiğimiz, yeryüzü denilen sanat müzesinde. Farkındalığımızı artırarak düşünce merdivenlerinde yükselelim.

Ne dersiniz?

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın