“Sonbahar şiirdir,
diğerleri mevsim.”
Yıllar, esip geçen rüzgârlar. Ömür, uçup giden bulutlar.
Gün ihtiyarlar ikindi olur, gölgeler uzar.
Sene ihtiyarlar, güz gelir, dökülür yapraklar.
Dünya ihtiyarlar, müzmin dertlerden yükselir feryatlar.
Çocukluk, gençlik derken, gayri ihtiyari geliyor ihtiyarlık,
Gün gibi, sene gibi, dünya gibi.
Güz mevsimini de yaşar insan, varsa nasibi. Bir rüya gibi.
Bu mevsimde, güneş dinlenmeye çekilir, yerini soluk ışıklara bırakır. Sadece cilt buruşmakla kalmaz Ruhta da buruşmalar olur. Fiziki çöküntülere, moral çöküntüler eşlik eder. Depresyon ve hastalıklar, gelecek ile ilgili korkular, değişime ayak uyduramamak. Kimi huysuzlaşır, üzerine örter yalnızlığı bir yorgan gibi.
İmanın binlerce güzelliklerinden biri, hazan ve hüzün içindekilerin imdadına yetişir. Hayatın her safhasında olduğu gibi.
Hakikatli bir bakış, ihtiyarlığın zorluklarını kolaylaştırır.
“İnsan, inanç ve güveni kadar genç, şüphesi kadar yaşlıdır. Cesareti kadar genç, korkuları kadar yaşlıdır. Umudu kadar genç, bezginliği kadar yaşlıdır. Sevdiği, neşe duyduğu, fark ettiği, keşfettiği kadar genç, karamsarlığı kadar yaşlıdır” diyor, kadim bilgelik.
***
Mutluluğun Sırrı…
Doksan beş yaşında neşeli ve mutlu bir komşumuza mutluluğunun sırrı sorulduğunda gülümseyerek verdiği cevap etkileyiciydi:
“Ben çalışmayan değil, çalışan organlarıma bakıyorum. Geçmişteki üzüntüleri değil, Rabbimin lütuflarını hatırlıyorum. Başkalarının rahatsız edici söz ve tavırlarına aldırmıyorum. Kötü hatıraları unuttum. Kaybedecek vaktim yok benim. Acelem var. Şimdi daha çok farkındayım ömrün ne kadar kıymetli olduğunun. Zamanın ve hayırlı meşguliyetlerin ne kadar değer taşıdığının. ‘Saat on yatağa kon, saat üç yataktan uç’ yaşam tarzını seviyorum. Öğlen vakti şekerleme yapmayı hiç ihmal etmiyorum. Yaşamın sert darbelerinden yumuşak bir ruh ile çıkmayı başarabilmiş, başkalarının yüreğine dokunabilen, dedikodu etmeyen dostlarımla zaman geçirmeye bayılıyorum. Sevdiklerimle ve vicdanımla sulh içinde yaşıyorum. Her yeni günü kalan ömrümün ilk günü bilip, şükür ve sevinçle karşılıyorum. ‘Böyle mi esecekti son günümde bu rüzgâr. Bütün kuşlar vefasız mevsim artık sonbahar’ nağmeleri bana göre değil.”
O keyifli sohbet, hoş bir hatıra olarak işlemişti ruhuma. Allah ömrünün bereketini artırsın.
Doksan beşinde hayata pozitif bakan, gayesi ve gayreti olan, neşeli ve mutlu böyle insanlar çok şükür ki var. Geldiği yeri ve sonunu unutmadan anda yaşayan, geçmişe takılmayan, gelecekte boğulmayan bahtiyar insanlar.
Bunun yanı sıra, yirmisinde ihtiyarlamış, otuzunda ölmüş, altmışında gömülmeyi bekleyen nice insan da var. Gelecek umudu sönmüş, idealleri kararmış, güzellikleri görme kabiliyetini kaybetmiş insanlar. Güvensizlik ve korkunun puslu duvarları arasında mış gibi yaşayanlar. Yaşama arzusunu betona gömenler.
Bunlar öğretti ki, hayat ve kâinatı seyrettiğimiz anlam çerçevesinin önemi çok büyük.
Ancak, yaşamak için güçlü bir sebebi varsa insanın, işte ancak o zaman çok büyük zorluklarla da başa çıkabiliyor.
***
İhtiyarlık Sabahında Uyanmak…
İnsanoğlunun yaklaşık yarısını ihtiyarlar teşkil ediyor. Bir dağa tırmanmak gibi ihtiyarlık. Çıktıkça yorgunluk artar. Kimini yaşadıkları yorar, kimini yaşayamadıkları. Yıllar geçtikçe belki nefes daralır ama görüş alanı farklılaşır, genişler.
İhtiyarlık, mutluluğun önündeki engel değil, şükür vesilesi olan bir nimet aslında. Çünkü ihtiyarlıkla acizliğini ve zayıflığını hisseden insan, Rabbinin rahmetine daha içten iltica eder. O’ndan gelen mesajlar gönül kulağıyla dinlenince, endişeler uzaklaşır. Bir gün gideceği kabre, ahirete iman fikriyle tahammül eder.
***
Şair, “Geceye benzeyen gençliğim zamanında gözlerim uyumuş idi, ihtiyarlık sabahıyla uyandım,” diyor.
İhtiyarlık sabahının ebedi bir gençlik köprüsü olduğunun izah edildiği İhtiyarlar Risalesi’nde özetle şu noktalara dikkat çekilir;
“Yardıma çokça muhtaç olan ihtiyarlar imanla rahmeti bulup, O Rahman’a intisap ederek teselliye kavuşur.”
“İhtiyarlıkta insanı dünyaya bağlayan bağların kopmaya başlaması ve kabir yolculuğunun yakınlaşmasına mukabil gerçek teselli; Sünnet-i Seniyye’ye ittiba ile, yakınlaşan yeni âlemde şefaati elde etmektir.”
“Dünya ile bağları kopan ihtiyarlar, Kur’an’ın ebedi saadet müjdesine kulak vermeli.”
“Madem ahiret var, bakidir ve bu dünyadan daha güzeldir, ihtiyarlık bu saadete gitmeye alamet olduğu için memnun olmalı.”
“Kimin için Allah var, ona her şey var. İhtiyarlık bu nokta-i nazardan fıtrattaki acz ve fakrı hissettirerek, ihtiyarları O’nun dergâhına ilticaya teşvik eder.”
“İman gözlüğü her şeyi farklı gösterdiğinden, ihtiyarlar haline şekva değil şükretmeli.”
“İhtiyarlar gençliğini kaybettiğine üzülmek yerine, gençlik tehlikelerinden kurtulup ebedi bir gençliğe aday olduğunu düşünerek sevinmeli.”
“İhtiyarlıkta artan zaaf ve aczden feryat yerine, bu haletin rahmetin celbine vesile olacağını düşünüp memnun olmalı.”
“Madem iman gibi sınırsız derecede kıymettar bir nimet var; ihtiyarlık da hoştur, hastalık da hoştur, vefat da hoştur. Nahoş bir şey varsa, o da günahtır, sefahettir, bid’atlardır, dalalettir…” “İmanı taşıyan ihtiyarlar, ihtiyarlıklarına ebedi bir gençlik nazarıyla bakabilir. Çünkü onunla ebedi bir gençliğe namzettirler.”
“Ey ihtiyarlar! Hadis-i Şerifte vardır ki: ‘Altmış, yetmiş yaşlarında bir mü’min, dergâh-ı ilahiyeye elini kaldırıp dua ederken, rahmet-i ilahiyye onun elini boş döndürmeye hicap ediyor.’ Madem rahmet size karşı böyle hürmet ediyor. Siz de rahmetin bu hürmetine ubudiyetle ihtiram ediniz.”
“Ey ömrünün kısalığından şikâyet eden ihtiyar! Hayatın sana ait neticesi bir ise, Halıkına ait bindir. Şu halde marz-i İlahi dairesinde bir an yaşamak kâfidir. Uzun zaman istemez. Öyleyse dünyada az yaşadım diye tasalanma. Bu dünyadaki asıl maksat rızayı İlahiyi kazanmak olduğuna göre, o rızayı kazanmışsan ebedi bir ömür senindir. Bu cihetle fani dünyada bir an ile bin sene yaşamak arasında fark yoktur. Yani “Bâkî-i Hakikînin muhabbet, marifet, rızası yolunda bir saniye, bir senedir. Eğer O’nun yolunda olmazsa, bir sene bir saniyedir. Belki O’nun yolunda bir saniye lâyemuttur, çok senelerdir. Ve dünya cihetinde ehl-i gafletin yüz senesi bir saniye hükmüne geçer.”
***
İhtiyarlıkta imanla elde edilen bu tesellileri hayatındaki tecrübelerle teyit eden Bediüzzaman şunları ifade eder:
“İhtiyarlığımın sergüzeştliğinden gelen ağrılara ve meyusiyetlere, imandan ve Kur’an’dan imdada yetişen kudsi tesellilerle, bu ihtiyarlığımın en sıkıntılı bir senesini, gençliğimin en ferahlı on senesine değiştirmem.”
Son söz:
İhtiyarlık pek çok nimetlere vesile. İlahi rahmetin sonsuzluğuna inanan ve hayatını istikametle yaşayanlar için ebedi gençliğe yaklaşmaktır. Saçların ağarması sadece ömrün sonlarına yaklaşmanın değil, daha güzel bir hayata yaklaşmanın da müjdesi olur.
Bunun farkında olup ihtiyarlık dönemini iyi değerlendirmek ve feyzinden istifade etmek çok kıymetli.
İhtiyarların duasını almak ve kalplerini hoşnut etmek, vefadarane hizmet çok farklı bir huzur vesilesi.
Hayatın merkezinde Yaratan olunca her şey yerli yerine oturur. Özü tebessüm edince insanın, yüzü de tebessüm eder. Yolculuğun her safhasında farklı güzelliklerin gülümseyişini hisseder.
İhtiyarlık sabahında uyanmak varsa nasipte, hayatın anlamı daha iyi fark edilir.
Hatta ölümün bile anlamsız olmadığı anlaşılır.
Bir yanıt bırakın
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.