Gönüle Giden Cadde

“Kulağa gelen müzik tekse de, onu oluşturan notalar farklıdır.” Halil Cibran

Kulaklarımız, karikatürlerdeki gibi, bir çift huniden ibaret değil. Gönlümüze giden caddedir; kulaklarımız. Sessiz bir dünyamız olurdu, onlar olmasaydı. Duygusal yönden görme engelli olmaktan daha fazla zorlayan şartlarda olurduk.

Kulağımız maddi yapısı yönüyle, harika bir cihaz. Büyük bir şehrin telefon şebekesini çalıştıracak kapasitede elektrik devresine sahip. Bilgisayarlar, kulağımızla kıyaslanınca, bir beton karıştırıcısı kadar basit ve kaba kalır.” diyor, konunun uzmanları.
***
Kulak kepçesi, kulak memesi ve kulak kanalı kulağın dış bölümünü meydana getirir. Dış kulağın yapısı, ses enerjisinin toplayacak ve kulak zarına odaklanmasını en uygun sağlayacak biçimdedir.
Kulak kepçesi ve kulak memesi ses dalgalarını toplayacak hayret verici özelliklere sahiptir. Dış kulağın topladığı ses dalgaları, 2,5 cm. uzunlukta bir kanal ile kulak zarına gider. Bu kanal iç bölümleri korumak ve içeri giren havayı ısıtarak sesin daha tatlı duyulmasını sağlamak için kıvrımlı yapılmış.
Hassas ayarlar sayesinde ses basıncı yaklaşık 30 ila 100 kat artar. Özellikle insan sesinin yer aldığı aralıktaki frekanslara çok duyarlıdır.

Kulak zarı, dış kulak ile orta kulağı birbirinden ayırır. Kulak zarının her iki yüzündeki atmosfer basıncı dengelenmiştir. Zarın iç yüzünü, östaki borusu aracılığı ile boğazdan gelen hava dengeler. Böylece kulak zarının içe çökmesi engellenmiş olur.

Orta kulak ve iç kulaktaki mucizevi tasarım, işitebilmemizin yanı sıra, dengemizi sağlamaya hizmet eder. Bu yapıdaki incelikli sistem, bir otomatik pilot gibi iş görür ve tepetaklak olmaktan korunuruz.
Bütün bunların ve daha birçok özelliğin bir cevizden daha büyük olmayan bir yerde yapılıyor olması hayret ve hayranlık uyandırır.
***
Kulak kanalında bir hayli kıl ve 4.000 kadar kulak kiri bezi var. Kirler ve kıllar adeta bir sinek kağıdı görevini yapar. Toz ve benzeri tahriş edici maddelerin iç kulağa girmesine engel olur. Ayrıca kulak içini yağlar ve temizler. Enfeksiyonlara karşı da korur. Kulak kiri, kulak sağlığı için gereklidir. Pek çok insan kulak kirinden hoşlanmaz ama kulak kiri kulağın savunma sisteminin çok önemli bir parçasıdır. İç kulağı bakterilerden, mantarlardan, kirlerden ve hatta böceklerden korur. Şayet bu koruma tedbiri olmasaydı küçük böcekler ve mikroplar korkulu rüyamız olurdu.
***

Bazen Susmak Gerekir, İşitmek İçin.


Orta kulak ve iç kulak yapısındaki harika tasarım, işitme olayındaki hassas düzenleme, büyüleyici denge ve koruma mucizesi dikkatlice düşünüldüğünde içimiz hayranlıkla dolar taşar. Dikkatimizi yoğunlaştırarak düşünmek; bizi sağırlaştıran ve körleştiren alışkanlıklar perdesini aralar. Bu farkındalık, ilmin ışığında kendimizi ve çevremizi gördükçe ve işittikçe artar. İnsanların ve tabiatın ne dediğini duymak güzel. Ne demek istediğini işitmek ve anlamak ise değerlidir.

Kuşlar, yıldızlar ve ağaçların her biri seslenir:
Mühürlenmiş kulaklarla işitemezsin bizi. Kapalı gözlerle bakma. Aç gözlerini. Fırlat mühürlerini.

Bazen susmak gerekir, işitmek için.
Dilimiz bazen sağır eder.
Ancak kalbin kulağı işitir. İşittiğini söyler bazen. Kalp söyler, kâinat dinler.
Ne güzel demiş, can Yunus:
Dil söyler, kulak dinler.
Kalp söyler, kâinat dinler

Dunya zıtların toplanma yeri olsa da, güzelliklerle ahenk içinde bir dünya da vardır. O dünyada yapayalnız yaşamadığımız farkına varınca hissedilir.
Bütün incelikleriyle sır olan ve saklanan bütün gizlilikleri bilen ve bütün sesleri birden işitene, gönüller yönelir. Bu farkındalıkla yüreklerden şükür sedaları yükselir. Hakikati seslendiren latif nağmelere, tabiattaki ilahi orkestradan yükselen müziğe, evrenin fısıltılarına kulaklar açılır. Kur’âna, enbiyaya, evliyaya, asfiyaya, kadim bilgeliğe kulak verilir. İnsan olarak yaratılmanın ne kadar büyük bir şeref ve lütuf olduğu hissedilir. Boş laflara, kem sözlere kulaklar tıkanır. Gökyüzünde yalnız gezen yıldızlar gibi olmadığımız, yeryüzünde yapayalnız durmadığımız kavranır.

Harika ölçüler içinde hadsiz nimetler veren, karıncanın ayak sesini bize işittirmez. Çok yüksek frekansa sahip sesleri, arzın derinliklerindeki magma hareketlerinin de, gök cisimlerinin de, seslerini duyurmaz. Fakat, yağmur damlalarının senfonisini işittirir. Rüzgârların ve sonbahar yapraklarının melodisini duyurur. Kalbin kulağına hissettirir. Notalar farklı olsa da, kalbin kulağına gelen ses tektir.

Tabiat konuşuyor, Yeter ki, mühürlü olmasın gönlümüz, kulaklarımız. Uyandıramayacağı kadar uzak kalmayalım hakikatin seslenişine. Yeryüzü denilen muhteşem bir açık hava müzesindeyiz. Yeter ki, değerini bilelim, lütfettiği her bir eserinin.
Yeter ki, alışkanlıklar köleleştirmesin, körleştirmesin bizi.
Dolu dolu yaşayalım ömür sermayemizin her ânının hakkını vermeye çalışarak.
“Sabah güven ve sağlık içinde uyanmak ne büyük nimet” seslenişini içimizde hissederek..Aile fertlerinin sağ-salim olmasındaki lütfun farkında olarak. Allah’ın sayısız nimetlerini sıradanlaştırmak gafletine düşmeden. Market arabamızı doldururken, paylaşmanın güzelliğini unutmadan.

Derin bir nefes alıp, işitmeye çalışalım.
Hak olup, Hak’tan gelip, Hak diyen Kur’an neyi hatırlatıyor?

“Halbuki O, sizin için kulakları, gözleri ve gönülleri yaratandır. Ne kadar az şükrediyorsunuz !” ( 23 /78 )

Farkında olan, Hakk’a kulak veren gönüller dile gelir ve der;
“Yüceliği her şeyden üstün olan sensin Allah’ım..
Sesimi ve bütün sesleri birden işiten, dualara cevap veren, bütün hamd ve senaların hak sahibi sensin. Karşılıksız bol ihsan eden, üstün kılan, gizli ve aşikar nimetler gönderen sensin.
Gül yaprakları gibi iç içe hadsiz nimetlerine; denizlerin dalgaları, yağmurların katreleri adedince şükürler olsun Ya Rahman.”

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın