Dilimiz Kapıcı Mı, Müfettiş Mi ?

Bir lokmayı yutmak  göründüğü kadar basit değil

Dilimiz vasıtasıyla tat alıyoruz. Konuşurken de bir ömür boyu bize hizmet ediyor. Ancak, dilde yaralanma, çatlaklar, şişme, morarma, beyazlaşma, sararma gibi belirtiler, dilimizin varlığını hatırlatır. İyileşince unuturuz yine de….
Bir lokmayı yutmak göründüğü kadar basit değil. Yutma fiili, dilimizin birtakım akrobatik hareketlerinin çevresiyle uyumu ile gerçekleşir. Bu hareketler sinirlerle idare edilir ve gayet karışık kaslarla bilfiil yapılır.
***
Dilimizdeki tat alma sistemi ise, başlı başına bir yaratılış mucizesi. Dilimiz üzerine koyduğumuz bir yiyeceğin algılanma süresi yaklaşık 0,2- 0,5 saniye. Göz açıp kapayıncaya kadar geçen bu sürede neler gerçekleştiği, uzunca araştırma konularından biri.

Dil ile ilgili bitmeyen araştırma konularından birkaçı şöyle;
-Yiyecekler ile dildeki tat hücreleri arasındaki haberleşme
-Tat hücresinin zarı üzerindeki reseptörler ve haberleşme yöntemleri
-Doğumumuzdan itibaren her an, büyük orandaki bilginin olağanüstü başarıyla doğru adreslere taşınması
-Mesajların beyne iletilmesi, algılanması…
Ve araştırma konuları uzun bir liste halinde devam ediyor.
***
Bazen biz de, birdenbire dilimizin öneminin farkına varıyoruz. Bazı hastalıklarla tat alma duyumuz bozulunca… Şeker kötü bir tat, et bulantı veren bir duygu, çikolata tuzlu, balık tatlı bir lezzet verince…
Bazı olağanüstü hallerde tat alma hissi tamamıyla kaybolunca, dilimiz değerli rolünü daha iyi fark ettirir. Hem de, çoğu zaman şeftalinin, limonun, dondurmanın, baklavanın lezzetini aldığımızda farkında olmadığımız kadar…
***
Aslında dilimiz, ya bir kapıcı görevi görüyor. Yiyecekleri, mide fabrikasına göndermeden önce kontrol ediyor. Tadı bozulmuşsa, zararlı olabilecekse ağızdan atıp yüzüne tükürüyor.

Ya da; şükür vesilesi olan, mahir bir müfettiş… Gurme bir müfettiş olarak; gıdaların bütün çeşitlerini, yiyecekler adedince algılamamıza hizmet ediyor. Rızkın hakiki sahibinin mutfaklarındaki lütufları anlamamıza, şükürdeki lezzeti almamıza aracılık ediyor. Böylece güzel bir meyveyi sevmek, Allah’ın ihsanı ve ikramı olduğunu hissetmek; Rahman ve Mün’im isimlerini sevmek ile manevi bir şükür oluyor. Ahiret nimetlerine dönüşüyor. Öyle ya; Allah’ı seven, sanatını sever. Yaratılanı, Yaratıcısı ile birlikte seveni de Yaratan sever.
Özetle ifade edersek: hissediş ve tercihlerimize göre; rızkı verene şükretmez ve nefis hesabına çalıştırırsak, dilimizi mahir bir müfettiş makamından kapıcı seviyesine indirmiş oluruz.
***
Sadece tat alma tasarımındaki mucizevi bir yapıdan ibaret değil, dilimiz. Onsuz konuşmamız da imkânsız. Konuşmanın teknik yönünde, olağanüstü bir sinir ve kas yapısı ve bunların katılımı var. Ağzımız iyice açık ve dilimizi kımıldatmadan bir cümle söylemeye çalışınca bunu anlıyoruz. Konuşurken ses tellerinin, dudaklar, dişler ve burnun yanı sıra dilimizin de çok önemli bir rolü olduğunu fark ediyoruz. Fark ettiğimiz oranda daha gönülden şükrediyoruz.
***
Konuşma ve beslenme fiillerimizde, onsuz olamayacağımız dilimiz şaşırtacak özelliklerle yaratılmış. İnsana düşen görev de; sayısız tevhid mühürlerinin farkına varmak. Ağız tadı ile, hoş söz ve davranışların olduğu, rıza istikametinde ilerleyen bir hakikat yolcusu olduğumuz şuuruyla ömür sermayemizi değerlendirmek..Bir lokmayı ağzımıza götürürken; ruhu cesedine, kalbi nefsine, aklı midesine hâkim olan ve lezzetleri şükür için isteyen bir insan olmak ufkuna doğru ilerlemek. Sözlerimizin hikmetli olmasına gayret etmek. Ya hayrı söylemek ya da dilimizi tutmak… Haram lokmadan uzak durmak. Kolay yutulan haram lokmaların hazm edilemeyeceğini bilmek. Hazmedilir gibi görünen bazı lokmaların, “imhal eder, ihmal etmez” hakikatini bir gün öğreteceğini unutmamak.
”İnsanın yaptığının karşılığı yarına kalır, ama yanına kalmaz” atasözü boşuna söylenmemiş…
Öyle ya, bir lokmayı yutmak göründüğü kadar basit değil.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın