Yalnızca sahili bilinen okyanus: BEYNİMİZ

  “Beyin her yönüyle anlaşılabilecek kadar basit olsaydı, insan bu kadar akıllı olabilir miydi?” D. Eagleman

Embriyonun ana rahmindeki  günleri ilk ayını tamamlamak üzere. Döllenmiş yumurta hücresi olan embriyo bir üzüm tanesi kadar. Doğuma yaklaşık 8 ay daha var.
Embriyo zifiri karanlıkları geride bırakıp aydınlık günlere varmanın hazırlığı içinde.
Gelişmelere tanık olmak heyecan verici . Şimdilik dikkati çeken, beynin inşaat alanında görünen uzunca bir tüp.

Beklenen an geliyor. Birden patlama gibi çok hızlı bir hücre çoğalması başlıyor.
Süratle bağlantılar kuruluyor. Beyin denilen işletim sisteminin yapımı ilerliyor.

Sürecin hiçbir saniyesindeki gelişmeler rastgele değil. İşletim sisteminin kurulum ve biçim kazanması yönünde mucizevi ilerlemeler gerçekleşir.

Beyin; insan vücudundaki sinir sisteminin görev kontrol merkezidir.
Sinir sistemi son derece uzmanlaşmış nöronlardan meydana gelir. Bunlar saatte yüzlerce km. süratle sinyaller yollar.

Nöronlar beyin yapı taşlarıdır. Düşünmemiz, hareket etmemiz, tatmamız, görmemiz gibi eylemlere hizmet ederler. Görünüşü vücudumuzdaki diğer hücrelerden farklıdır. Bitkilerin yumru köklerine benzerler. Her yöne ayrılan kolları vardır. Kollar diğer nöronlara bağlanmalarını ve bilgi aktarımını  sağlar. Her bir nöron diğer nöronlarla onbin kadar bağlantı kurabilir.
Beynin içinde 100 milyar nöron vardır. Vücudumuzun çeşitli yerlerine dağılmış milyonlarcası daha var. Nöronların neredeyse her şeyi yapmak üzere eğitilebilir olması hayranlık verici.

Beyindeki nöronlar elektrik yoluyla ve kimyasallar salgılayarak iletişim kurar. Hücrenin ucunda bir sinaps bulunur. Nöronlar arasında küçük bir boşluk vardır. İlk nöron ikinci nöron tarafından tespit edilen kimyasal bir madde salgılar ve bu elektriksel aktarımı devam ettirir. Buna mikro ölçekte hem şimşek hem kimyasal fırtınası diyebiliriz.

Doğumdan hemen önce ve doğumdan sonraki birkaç ay içinde, beyin hücreleri arasında ortalama olarak her saniye 1.8 milyon adet mikroskopik bağlantı, gerçekleşir. Beynin gelişmesi tamamlanmadan bebek doğar. Ne yapacağını bilmeyen bebeğin beyni müthiş bir donanıma sahiptir. Gelişmesi doğum sonrası da devam eder. Tam gelişme gerçekleşseydi normal doğum olamazdı.
Doğum için anne vücudundaki uyumlu faaliyetlere yenileri eklenir.
Mesela, doğum vakti yaklaştığı aylarda leğen kuşağı kemikleri esnek bir hal alır. Normal doğum için bu şarttır.

Anne güçsüzdür. Bebek acizdir. Süreçte çok hassas, programlı bir işleyiş vardır ve sonunda muhteşem doğum mucizesi gerçekleşir. Beyin sınırsız ihtimallere hazırlıklı olarak yaratılır. Beynindeki bağlantıların uzmanlaşmasıyla bebek zamanla görmeyi, işitmeyi öğrenir. Kullanılan devreler kalınlaşıp sağlamlaşır. Kullanılmayan devreler yavaş yavaş budanır.
Bize karmaşa, kaos olarak görülen olaylarda bile, ardından fark edilen bir kaotik düzen vardır. Bilinç dışımızda işleyen, bizim için keşfedilmeyi bekleyen nice sırlarla dolu bir program vardır.

Düşünmek, insan için farz olan bir buyruk. Görünenler ve bu mucizevi süreçte yaşananlar düşündürüyor insanı.
Çeşitli ihtimallerin her birinde mükemmel seçimler ve ayarlar gerçekleşir. Büyüleyici bir eser çıkar ortaya.
Sebeplerin cahilliği, neticenin mükemmelliği, bir seçim yapanın varlığını gösterir. İhtimaller sınırsız ve eser mükemmel ise, tesadüfen meydana gelme ihtimali sıfırdır. Bu eser rastgele oluşmamış yani; yapılmıştır.
Nihayetsiz ihtimaller içindeki bu seçimlerin programını yapan Zât’ın sıfatları sonsuz mükemmellikte olmalıdır ki, böyle bu eser ortaya çıkabilsin. Ancak sonsuz ilim, sınırsız kudret, mutlak iradeye sahip bir Zât bu büyüleyici mükemmellikteki eserleri yapabilir.
Evrendeki yapı ile uyumlu olan bebeğin beynini kim yaratıyorsa hassas ve hesaplı seçimlerin olduğu kainatı yaratan, herbirinin özelliklerini bilen ve kudreti herşeye yeten aynı Zât’tır.
Her şey ama her şey; beyin, kalp, ceviz, incir,  arı, karınca ve yıldızların yaratılışı O’nun için aynı kolaylıktadır.
Bu harika eserlerin her birinin Alîm, Kadir, Hakîm, Rahîm olan bir Zâtın sanatı olduğunu akleden kalp görür.
***
Beyin Okyanusunun Kıyılarındayız

Son yıllarda beyin üzerinde yapılan araştırmalara büyük mali kaynaklar ayrıldı. İlim adamlarının çalışmaları tam gaz devam ediyor. Önemli pek çok bilgiye ulaşıldı Bunlardan sadece birkaçı şöyle:

– Beyne giden ve gelen sinir sinyallerinin hızı saatte yüzlerce km ye ulaşabiliyor. Bu da çevremizdeki etkilere nasıl bu kadar hızlı tepki verebildiğimizi ve bir acıyı nasıl anında hissettiğimizi açıklıyor.

– Uyuduğumuz zaman bile uluslararası bir telefon santralını çıkmaza sokabilecek haberleşme trafiğini idare etme kapasitesi ile, beynimiz aktif haldedir..

Düz mantık ile düşünüldüğünde, gündüz yaptığımız onca faaliyet, görüntü ve sesin beyni, yatakta uyuduğumuz zamankinden daha fazla çalıştıracağını sanabiliriz. Ama durum tam tersi; Vücudu kapatınca beyin daha da açılıyor.

– Kafatası kalesi ve su yastığı ile muhafaza edilen beyin zifiri karanlık  içinde bulunuyor. % 80 inden fazlası su, biraz yağ, biraz protein, az da şeker ve  tuz.
– Beyin kandaki oksijenin yüzde 20’sini harcıyor. Vücut ağırlığının sadece yüzde 2’sini oluşturmasına rağmen, bu kadar çok oksijen harcaması çok ilgi çekici. Bu yüzden de oksijensiz kalmak öncelikle beyin hasarına yol açıyor.

– Bütün bunları yaparken, beyin 10 watt’lık bir ampul kadar enerji tüketir. Akla bir fikir geldiğini karikatürize etmek için, başın üzerine çizilen ampul figürü çok da yanlış değil. Beynimiz bu enerjiyi uykuda da harcar.
Ustalaştıkça beyin daha az enerji kullanır, daha verimli çalışır. Öğrenme başlangıcında gerekli olan bilinç, devrelere kazındıktan sonra devreden çıkar. Araba kullanmakta, bisiklet sürmekte olduğu gibi.
– Beyin sorunlarla uğraşmazsa, zorlanmazsa küçülür.Yeni dil, öğrenmek yeni bir enstruman çalışması yapmak, beyni çok iyi geliştirir. Çözülmesi gereken bir sorun varsa beyin ayılır. Sorun yoksa dert yoksa beyin çürümeye başlar. İstirahat yatağındaki hayat, hayırdan ziyade şerre yakındır. Tembellik ve monoton hayat tarzı çürütür. 

–  Birlikte zaman geçiren insanların beyin dalgaları da zamanla benzer görünmeye başlar. Araştırmalar bu dalgaların bazı vakalarda iki insan beyninde birebir aynı çıkabildiğini gösteriyor. Hayatta alınabilecek en doğru karar, kiminle vakit geçirdiğimizi akıllıca seçmektir.

Yeni bilgiler ufkumuza hayranlık uyandıran yeni pencereler açıyor. Bütün bu ,işler uzaklarda değil, çok yakınımızda oluyor. 

Beyin zifiri karanlıkta, kafatasının içinde bulunur.

***

Bir Maddecinin Öyküsü

İnsanın kendine dönmesi, kendini okuması, kendini tanıması konusunda pek çok değerli bilginin topluma ulaşması için özverili bir gayret gösteren bilim insanımız Prof. Dr. Sinan Canan’dan şu satırlar üzerinde dikkatle düşünmeye değer:

“Bilimin boynu bükük, bilim çaresiz. 1,5 kg’lık bir et parçası nasıl böylesine karmaşık işlerin altından kalkabiliyor? Canlılık dediğimiz şey nereden geliyor? Bunlar bilimin hala cevap aradığı sorular. Yani beyin konusunda bildiklerimiz bir damla bilmediklerimiz ise bir okyanus…”

“Adına insan denen ve bu koca evrenin gizleri üzerinde kafa yorabilecek donanıma sahip bir canlının teşekkülünü sağlayan bu süreçleri amaçsız, kör tesadüf eseri olarak niteleyecek yaklaşımın bilimsel hiçbir temeli yoktur.”

Materyalizmin hiç bir bilimsel temeli olmamasına rağmen, çeşitli sebeplerle maddeciliği seçen insanlar geçmişte var olduğu gibi gelecekte de olacaktır. “Beynin gizli hayatı” kitabında yer alan “beynin radyo kuramı” dikkatle okunduğunda, maddeci bilim insanın bilimsel yolculuğu güzel bir analoji ile anlatılır:

Kumsalda transistörlü radyo bulan bir kabile yerlisi örneği ele alınır. Merakla radyoyu inceler. Yaptığı denemelerden sonra bazı bilgilere ulaşır.
Sesler bütün kablo ve ekipmanların bütünlüğüne bağlıdır. Radyo kulesinden ve elektromanyetik dalgalardan habersiz, bildikleriyle sınırlı yorumlar yapar.
Ve meraklı yerlinin bilimsel yolculukta geldiği nokta şöyle anlatılır kitapta:

“Sonuçlarınız eksik ve sınırlı. Çünkü; ne radyo dalgaları, ne de daha genel olarak elektromanyetik ışınım ile ilgili bir şey biliyorsunuz. Uzaklardaki kentlerde ışık hızında yol alabilen, görünmez dalgaları karıştırma yoluyla sinyal gönderen radyo kulesi adı verilen yapıların var olduğu gerçeği size öylesine uzak ki… Böyle bir şeyi hayal bile edemezsiniz. Radyo dalgalarının tadına bakamazsınız. Onları  göremez, koklayamazsınız.

Dalgaların varlığını gösterecek teknolojiye sahip değilsiniz. Herkes de haklı olarak ikna edilmeyi bekliyor. Böylece bir radyo maddecisi haline geliyor ve telleri doğru şekilde düzenlemenin bir şekilde klasik müzik ve zekice konuşmalar ürettiği sonucuna varıyorsunuz. Bulmacanın çok büyük bir parçasının eksik olduğunun farkında bile değilsiniz.”

Bu öyküde; maddeci ve indirgemeci anlayışın, evrenin bulmacasını çözme konusundaki yetersizliği vurgulayan güzel ve düşündürücü bir benzetme.
***
Her şeyi maddede arayan ve vazifesini göze indirgeyen bir akıl, hakikate ulaşamaz. Göz maneviyatta kördür.
İşte bu yüzden, maddeci telkinlere karşı uyarmak için kur’an tefsirinde seslenilir:
“İşte ey maddecilik karanlığında, evham zulümatında, boğucu şüpheler içinde çırpınan gafil.  Kendine gel… Kendine dön… Kendini oku…”

***

Beynimiz, Cray ve Deniz Üzümü

Beynin gerçekleştirdiği binlerce fonksiyonun aynısını yapabilecek bilgisayar yok.   
Dünyanın en hızlı ve güçlü bilgisayarlarından biri, NASA’nın kullandığı CRAY’dır.
Yaklaşık 7 ton ağırlığında olan bu bilgisayar, saniyede yarım milyona yakın işlem gerçekleştirir.
CRAY’ın “100 sene” çalışarak gerçekleştirebileceği toplam işlem sayısını, 2
 kg.dan hafif beynimiz, sadece “2 saatte” gerçekleştiriyor.
Böylesine muazzam yaratılan bir beyni faydalı işlerde çalıştırmadan, geçen vaktin
vebali çok büyük olsa gerek.

                   
Beynimiz bize, okyanuslarda yaşayan  “deniz üzümü” gibi bir hayat sürmek için   
verilmemiş. Deniz üzümü, beyni ve sinir sistemi olan bir hayvan. Yavruyken
okyanusta oradan oraya yüzer. Hayatının bir döneminde bir kayaya yerleşir. Bir daha
ayrılmayacağı o kayaya yapıştığında yaptığı ilk iş beynini ve sinir sistemini, bir
yiyecek olarak tüketmektir..

Dünyadan ayrılmayacağını sanarak dünyasına yapışıp, beynini arzularına ve hırslarına yedirenlere ders verir gibidir.

***

Akılsız Atomlardan, Düşünebilen Beyne.
 

Beyin hakkında bilinenler, şimdilik bir okyanus kıyısından ibaret. Son yıllarda artan ve derinleşen araştırmalar, bu okyanusun akıl almaz büyüklüğünü daha iyi gösteriyor.
Öğrendikçe fark ediyoruz ki; kendimiz kadar az bildiğimiz bir şey yok.
Kendimize olan uzaklığımız, gezegenlere hatta yıldızlara olan mesafeden fazla..  Beynimizin ne büyük bir ihsan, ne esrarengiz bir mucize, ne muazzam bir emanet olduğunu anlamamız için de beyne ihtiyacımız var.    
“Beyin her yönüyle anlaşılabilecek kadar basit olsaydı, insan bu kadar akıllı olabilir miydi?” diyor, D. Eagleman
Bilim insanları beyni anlama yolculuğunda heyecan verici keşifler gerçekleştiriyor. Beyin denilen okyanusun genişliğini fark ettikçe, muhteşem ve hayranlık verici sırları kavradıkça, ilahi yansımalar daha iyi hissediliyor.
***                                                                

Her bir organımız mucizevi birer cihaz olarak yaratılmış. Akılsız atomlardan, düşünebilen beyin mucizesi var edilmiş. Beyni yaratan, her şeyi gören, hiçbir şey ilminden gizlenemeyen, bütün mevcudatı gözetendir. Bizi yaratan ve yaşatanın yüceliğini, zihinler tam manada idrak edemez. Hayaller, hakikatine erişemez. Azamet ve kibriya örtüsü ile, haşmet ve saltanat güzelliği ile, kusur ve noksandan münezzeh olan yalnız Allah’tır. O, sınırsız rahmet ve sonsuz lütuf sahibidir.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın