“Yüreğini dinle, O her şeyi biliyor… “
Paulo Coelho
Her birimiz gün gelir ikaz sinyalleri, gün gelir siren sesleriyle karşılaşırız. Bazen dış dünyada, bazen içimizde.
Fiziki acıların ikazı, ağrıların alarmı farklı seviyelerdedir. Bunlar sınırlarımızı bildirir. İkaz veya alarmın sebebi zamanında, doğru teşhis ve tedavi edilirse çok daha büyük sorunları önleyebilir. Bazı ağrılar hayati önem taşır.
Beden sağlığımız yerinde olsa bile, içimizde bir sıkıntı hissederiz bazen. Yeryüzü dar ve karanlık gelir. Durduk yere garipleniriz. Çok geniş bir odada olsak bile sığamaz, pencere açık olsa bile nefes almaz oluruz ya, öyle bir şey. Kendimizden uzaklaştığımız veya olanlara yüzeysel baktığımız nispette, bir cenderede bocalarız.
Hiç kimsenin duymadığı siren sesleri çok uzaklardan gelir. Yabancılaştığımız içimizden.
Her bir mutsuzluk duygusu, bir uyarı sinyali aslında. Bize söylediği, öğreteceği bir şey vardır. Her bir sinyal, davranışlarımız altında yatan değerleri gözden geçirmeye bir davet. Farkına varmak, eksikliğin üzerinde durmak, belki de silkinmek için bir çağrı. Ömür bu, bazen toparlanmak için sarsılmaya, silkelenmeye ihtiyacımız vardır. Aydınlık geleceği yaşamak için karanlığı fark etmek gerekir bazen. Bilinçaltında yer tutan, farkında bile olmadığımız bazı sorunlu değerlerimizi bu sayede fark ederiz. Karar ve davranışlarımızın hangi değerlere dayandığını analiz etmeye çalışırız.
Ömür yolculuğunda hissettiklerimiz, bir film şeridi gibi hayalimizden akıp geçerken fark ederiz ki: çektiğimiz acıların büyük çoğunluğu, kendimize çektirdiğimiz acılarmış.
***
Bazı değerlerdeki örselenme, iman, tevhid, teslim veya tevekkülden herhangi birindeki yıpranma, alarm sebebidir. Ya da; kalp ve ruhun gıdasızlığı alarm verir. Sevgi, saygı, merhamet, tevazu, hürmet, güven, şükür, sabır, kanaat, dürüstlük, cömertlik, iyimserlik, çalışkanlık gibi değerlerden herhangi birinin eksikliği de alarm sebebi olur. Ya da herhangi bir şey…
Bu çağrıya kulak verip, fıtrat kanunları, vahiy ve akleden kalbin rehberliğinde yol haritasını gözden geçirip hayatını düzenlediği ölçüde mutlu oluyor insan.
Hayatın gayesi ve manasının bütünlüğü ile uyumlu davranışlarda, Allah dünyada da mutluluk verir, ahirette de saadet lütfeder.
Rabbimiz; rahmet, adalet ve hikmetinden, rızasını netice verecek davranışlarda, cenneti hissettiren ferahlık duygusunu anında yaşatır. Bunun aksi olan davranışlarda ise, kasvet ve sıkıntı gibi, cehennemi hissettiren duyguları da anında verir. Şayet içimizdeki ilk fabrika ayarlarımız bozulmadı ise fark ederiz bunu. Vicdanımız felç olmadı ise, içimiz bilir.
Kalbimizde olanı biliriz.
Bu yüzden pek çoğumuz için, mutlu olmanın ön şartı; mutsuz olma kapasitemizde yatar.
Karşımıza çıkan sorunlar ile ilgili ilkeler üzerinde yoğunlaşmayı ihmal etmek.
İşimiz veya heveslerimizin bizi yönetmesi.
İhtiyaç, zaruret kılıfındaki hırsların baskınlaşması.
Sınırsız emeller peşindeki hızlı hayat.
Elalem gardiyanı ve yaşanmamış bir ömür.
Hikmetten mahrumiyetin verdiği keder.
Yeknesaklık ve yüzeysel bakışın kıskacı mutsuz eder.
***
“Bir kerecik olsun çiçek koklamamış. Yıldız görmemiş. Hiç kimseyi sevmemiş” bir insan mutsuzdur. Mutsuzluk, ya gücün ve şöhretin uyuşturucu sarhoşluğuyla bastırılmaya çalışılır. Veya arayışa, hayatı sorgulamaya, yaratılış gayesini düşünmeye sevk eder. Kendimizi tanımak, duygularımızı anlamak, bazı eski alışkanlıkları bırakmak ve yeni deneyimlere açık olmak cesaret gerektirir. Cesaret yoksunluğu esarete götürür. Şayet, gönül kapılarını kapar ve deniz suyu ile susuzluğumuzu gidermeye kalkarsak hüsran kaçınılmazdır. Su kaynağı ruhumuzdan fışkırmazsa, susuzluk asla dinmez. Öncelikle susuzluğu fark etmek ve suyu nerede arayacağımızı bilmek gerek.
***
Ölümü idam, yokluk ve hiçlik, dünyayı çilehane ve matemhane olarak gören biri, hüzün şarkılarındaki gözyaşı gibi bir ömür sürer. “Nasıl geçtiğinden habersiz olunan o güzelim yıllar, bazen gözyaşı olur. Bazen içli bir şarkı.”
Hayatı sadece eğlence ve rahatlık olarak gören biri için de, sürdürülebilir mutluluk seraptır. Mutluluk, emek ister. Gayretli olmayı ve mücadele azmini gerektirir. Kendini iyi hissetmek yetmez, iyice hissetmeyi ister.
Benimsediği bir işle uğraşırken sorunları çözmek de, insanı mutlu eder.
Tembellik ve zehirli bal gibi aldanışlarla avunmayı seçmenin akıbeti ise; hayal kırıklığı ve mutsuzluk olur. Aldatıcı oyuncaklarla oyalanırken, geçici olarak manevi azap tam hissedilmez belki. Fakat gün gelip de, hayatın tadı gidip tuzu kalınca dudaklarda, görünür ki; haramlarda mutluluk arayanlara, mutluluk haram olur.
***
Dikkat edince kavrarız ki; iman nurdur, inkar karanlık. Mum da aydınlık verir. Ancak karaltılar, gölgeler, illüzyonlar vardır bu aydınlıkta. Şüpheler ve yanlışlarla iç içe bir iman taşıyan her gönülde olduğu gibi.
Aydınlanma gücü nispetinde, karaltılar kaybolur. Mutsuzluklar yok olur. Yerini ümit ve tebessüme bırakır.
***
Bazı durumlarda dikkat ve bilgimiz, mutsuzluk alarmının yorumunda, sorunların çözümünde yeterli olmaz. Uyarıların kök sebebi daha derinlerde olabilir. Sorunun kökleri ile uğraşmak gerekirken,yapraklarıyla uğraşıyoruzdur belki de.
Kök neden bilinmeden çözüm bulunmaz. Doğru cevabı bulmanın ilk şartı, doğru soruları sormaktır. Yanlış soruların, doğru cevabı olmaz.
Bazı soruları defalarca sorup, kök sebebi bulmak gerekir. Doğru soruların sorulması, girift durumlarda teknik bir konudur. İhtisas ve tecrübe gerektiren vakalar vardır. Uzman bir psikolog veya psikiyatrdan bu konuda destek almamız şart olabilir.
Ayağımıza batan dikeni çıkarmadıkça rahat edemeyiz. Ruhumuza batan, içimizi acıtan bir soru veya sorunu çözmek yerine üstünü örtmeyi seçmek, bugün yaşadığımız travmanın sebebidir belki de.
Kararlarınızın hangi değerlere dayandığı anlamak, ciddi analiz gerektirir. Ancak bu destek ile temel sorun fark edilebilir ve çözüme ulaşılabilir.
***
Hakikatlerin De Bir Eşref Saati Vardır
Ölümü bile isteyecek kadar dibe vurmuş nice insan vardır ki, bataklığa dönüşen ömür yolculuğunda şaşkınca arayışını sürdürür.
Kimi, yüreklerden teessür damlar:
“Ne kalem yazabildi halimizi, Ne de cümleler anladı bizi..
Ünlem şaşkın, virgül eğri. Bir noktaya gizledik dertlerimizi…” (Celal Ruhavi)
“Kimilerinin yolu; kirli, kötü kokulu bir bataklığa girmiştir.
Bu çamur içindekilerin küçük bir kısmı istikametli yol bulmuş.
Ekseriyeti teşkil edenlerin yüzde yirmisi sarhoşluk sebebiyle o pis çamuru hoş kokulu zannederek yüzüne gözüne bulaştırıyor. Düşerek kalkarak boğuluncaya kadar gider.
Yüzde sekseni ise bataklığı anlar. Pis olduğunun farkındadır. Fakat şaşkındırlar. Güvenli yolu göremiyorlar.”
Kimbilir, belki bir gün bir şey olur, bir an gelir. Hakikatlerin de bir eşref saati vardır ya. Hayata dair prensiplerini, değerlerini gözden geçirir insan. Yanlışlarının, çürümenin, kendiyle kendi arasındaki uçurumun iyice farkına varır. İlişkilerini tartar. Hayatın anlamını arar veya hatırlar. Kendini tanıma yolculuğunda ilerler. “Kendini, yani; eriyeni, dağılanı, dumanlaşanı…”.
Rotasını ayarlar. İstikametle ilerleme iradesini gerçekleştirir.
Mutluluk; insanın insanca yaşama yolculuğunda bahşedilen bir lütuftur. Olumlu değerlerle yoğrulan, kararlı ve gayretli bu yolculuğu yapanlar mutlu bir hayat yaşarlar.
Doğan Cüceloğlu ne güzel demiş:
“Mutluluk aramakla bulunacak bir şey değildir, onu inşa etmek gerekir”
Nevzat Tarhan da ne iyi özetlemiş:
“ Mutluluk hedeflenmez. Hedefe kilitlendiğinde kendiliğinden gelir. Egoya yönelik hedefler değil, kendini aşan hedefler.”
***
Ekmeği helal, vicdanı rahat, sevgiyi temiz kılan,
emek ve çile, şükür gerektiren,
adil, arif ve zarif eyleyen bu inşa sürecinde,
her birimize hayırlı yolculuklar.
Bir yanıt bırakın
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.