Musibet; ya hatanın neticesi veya mükafatın başlangıcıdır.
Meranın dışına çıkan sürüsüne çoban taş atar ki, koyunlar sınırlarını bilsinler. Sahalarına geri dönsünler. Taş isabet eden koyun, bu ikazdan acı duyar ve meraya geri döner.
Koyun bile gelen taştan ikaz dersi çıkarıyor.
Ya insan? .
***
İnsan, kaderden atılan bir musibet taşına rast gelince, ya sabretmeyi, ders çıkarmayı, çözüm üretmeyi seçer.
Ya da; feryat figan etmeyi, kendini kurban hissetmeyi, suçlamayı, şikayeti, ıstırap çekmeyi.
Musibet ya pişirir, ya da yakar yandırır.
***
Sabretmeyi seçen; sükûnetini kaybetmez. Şok durumu yaşamaz. Sorumluluk şuuruyla soğukkanlı davranır.
Her bir işinde rahmet ve hikmet olanın, gönderdiği musibetin de hikmetsiz olmadığını bilir. Musibet “şefkat tokadıdır” bazen. O kadar derin uykudayızdır ki, uyanmak için sarsılmaya ihtiyacımız vardır belki de.
Önce sabır, ardından sabır içinde şükür, oradan da bütünüyle şükre giden bir yolculuğu yaşar.
Musibetin; bazen günahlara kefaret, bazen bir şans ve iltifat olduğunun idraki içinde olayı yorumlar.
“Mülk O’nundur, vücut O’nundur, her şey O’nundur. Mülk sahibi mülkünde dilediği gibi tasarruf eder. Dünya mükâfat yeri değil. Hizmet yeridir. Harman yeridir” penceresinden bakar ve musibetli zamanların, sevaplı zamanlara dönüşmesi için gerekeni yapar.
Çekilen acılar bile, hayatın anlamı içindeki yeri bilinirse, mükafatı düşünülürse mutluluk verir ve geliştirir.
Kalıcı mutluluk alınan hazlarla değil, samimi niyet gayret, sabır, şuur ve Allah’ın yardımı ile yaşanır..
Musibet; ya hatanın neticesidir ya mükafatın başlangıcıdır.
İnsan, bir musibete rast gelince, bazen hayatını gözden geçirip kendini sorgular “Hangi davranışım ile kadere fetva verdirdim ki, böyle hükmetti?”
Musibetin arka planındaki; rahmet, inayet, hikmet ve adalet yönünü anlamaya çalışır. Aldığı derslerin ışığında rotasını yeniler.
***
Başkalarının musibeti bizim imtihanımızdır bazen.
Başkalarının ıstırabından rahatsız olmazsan, insan diye anılmaya layık değilsin “ der,Sadi Şirazi
Bir arkadaşına musibet geldiğinde, güneşli havalarda şemsiye uzatan biri değilse şayet, onun yanında olur. Duygularına değer verir. Nasıl yardım edebileceğini düşünür, sorar. Onu anlamaya, acısını paylaşmaya ve teselliye çalışır. Bu musibetin arınma ve manevi gelişmeye vesile olması için gönülden dua eder. Musibet, mükafatın başlangıcı olsun diye yürekten yakarır. Bu samimi ve hasbi yaklaşımda “Bir insan acı duyuyorsa canlıdır. Başkasının acısını duyuyorsa insandır.” hakikatinin derinden hissedildiği bir yaklaşım vardır.
Başımıza bir musibet geldiğinde sırt dönenlerin varlığı, rahmet hikmet inayet ve adalet sahibi bir Rabbin memur ve misafiri olmanın lütuf ve nimetlerin başında yer aldığını iyice hissettirir. Bütün içtenliğimizle yaratıcımıza sığınma ve yalnız O’na yönelme vesilesi olur.
İnsan kelimesinin anlamı daha derinden anlaşılır. İnsan, yâni; unutan. İyiliği unutan, vefayı unutan, nasibi unutan, kendini unutan.
***
Bir başka seçim; kendini kurban hissetmek ve suçlayacak birini bulmaktır. Suçlamayı seçen, feci şekilde yaralandığı bıçağı, karşısındakine kendisiinin verdiğini hatırlamak istemez çoğu zaman. Suçtaki payını kabullenmez.
Kendini kurban hissedenler. genellikle bencil veya üstünlük eğilimi olanlardır.
Suçlamak kolay, çözüm üretmek zordur. Güçlü karaktere sahip olan biri, kolaycılığa kaçmaz. Değerlerine uygun davranmayı, gayreti ve sabretmeyi tercih eder.
Istırabından başkasını sorumlu tutmak, kısa vadede tatmin eder. Uzun vadede ise mutsuz. Binlerce insanın başına gelen bir musibet isabet ettiğinde, kendini kurban hissetmek, çözümü zorlaştırır. Başka bir işe de yaramaz. Musibetin hikmetini bilmemek musibeti ikileştirir.
Kendini kurban gören, daha başka ruhi marazlara da düşer. Ekseriyetle kendine acımak, acındırmak, acıyı pazarlamak yoluna girer. Bedbindir, aşırı kaygılıdır. Doyumsuzdur, sahip olduğu şeylerin kıymetini göremez olur. Kötümserdir ve şikayet etmedikçe kendini güvende hissetmez. Yakınmacılık bir huy olur. Bu huy, zorluklar karşısında kendini güçsüz ve beceriksiz hissedenlerin savunma mekanizmasıdır.
Ancak bir travma karşısında çökkünleşeceğine, “mevcut şartlarda elimden gelen ve yapabileceğim nedir?” deyip çözüme odaklanınca farklı çıkış yolları bulma ihtimali artar.
Çaresi olan şeyde yılmamak gerekir. Yeis batağına düşmeden sımsıkı gayret gerekir.
Çaresi olmayan şeyde ise üzülmek ve suçlamak çare değildir.
Bedbinlik, kötümserlik zor zamanları daha da zorlaştırır. İmanın gereği, bedbinlik değil, hüdabinliktir. Karamsar olmak değil, ümitvar olmaktır.
Az bir şey ile çok şeyler kazanmak, musibete aktif sabırla karşı koymak iledir. Sabretmemek; Allah’tan şikayet, fiillerini tenkit, rahmetini itham, hikmetini beğenmemek anlamına gelir.
Musibet şer değil, Allah’ı bilmemek şerdir. Hadiselerdeki Allah’ın isim ve sıfatlarını okuyamamak, inayet ve adaleti unutmak şerdir.
Musibet taşının hikmeti; hatırlatma, uyandırma, kötülüklerden arındırma, günahlardan temizleme ve gafleti dağıtmaktır. Şefkat tokadı olduğu bilinen, dersi alınmış bir musibet, musibet olmaktan çıkar.
Hiçbir olay öylesine girmiyor hayatımıza.. Kimileri ceza, Kimileri bela, Kimileri imtihan, Kimileri ise lütuftur.
RABBİM,ilmine ilim katsın.ömrün kalemine güç versin.ALLAH RAZI OLSUN.