Yolcu gemisi denizin ortasında müthiş bir fırtınaya tutulur. Yolcular endişe ve panik halindedir. Yalnız bir adam, sakince oturup, olanları seyretmektedir. Adamın rahat ve pervasız, asude bu hali bir yolcunun dikkatini çeker ve seslenir:
– Yahu herkes telaş içinde, siz nasıl bu kadar rahatsınız?
Adam tebessüm eder.
-İstersen anlatayım, otur hele, der.
Meraklı yolcu, masanın kenarındaki bir sandalyeye ilişir ve anlamak isteyen bakışlarla dinlemeye hazır, bekler. Adam anlatmaya başlar:
“Bir zaman, kırda dolaşırken gübre böcekleri dikkatimi çekmişti. Buldukları bir hayvan gübresini parçalara ayırıyor, misket haline getiriyor ve gömüyorlardı. Garipsedim ve söylenmekten kendimi alamadım:
– Hey yüce Allah’ım, mahlûkatını nelerle uğraştırıyorsun?
***
Aradan bir hayli zaman geçti. Sıkıntılı bir hastalığa yakalandım. Doktor doktor dolaştım, derman bulamadım. Hayli zaman geçti.
Bir gün yaşlı, bilge bir kır doktoru, bana dedi ki:
-Senin ilacını söyleyeyim. Sabah, akşam günde ikişer adet, gübre böceklerinin yuvarladığı misketlerden yutacaksın. Nasipse, üç haftada şifa bulursun.
Dediğini yaptım. Şifa buldum. Ben o gün, bu gündür, Allah’ın işine karışmam.
Ben O’nun (cc) her işinde nice hikmetler olduğuna kesinlikle inanmış, teslim olmuş ve huzur bulmuşum.
Bir sefer karıştım, ne yediğimi ben bilirim!
***
Bu tür kıssalarda, asla değil, fasla bakılır derler. Önemli olan verdiği mesajdır. Benim aldığım ders sorumluluk ve sınırlarla ilgili…
İnsan hayatın fırtınaları içinde olsa bile, tevhid anlayışı; “teslim şuurunu”, o da iç huzurunu netice verir. Gemideki adam gibi, telaşa kapılmadan, serinkanlılıkla hadiseleri seyreder…Bir sıkıntıya düştüğünde sorumluluk ve sınırlarının idrakiyle, “Bugünkü imtihanım bu” der. ”Mevcut şartlarda ne yapmalıyım” diye düşünür ve sükûnetle çözüme odaklanır.
Paniğe kapılmaz. Şoka girmez. Acele etmez, ancak zaman da kaybetmez. Bilir ki; acele karar vermek şeytandan. Karar sonrası zaman kaybetmemek ise Rahman’dandır.
Hayatın ritmi ile uyum içinde davranır. Fıtrat kanunlarının zaman aşımı da, acelesi de yoktur. Çiçekler acele etmez. Arılar acele etmez. Fıtrata ve vahye uyunca, bal gibi neticeler ortaya çıkacağını gösterirler.
Fıtrat kanunları ve Kur’ân hükümlerini, hakikatiyle uygulayan huzurlu ve mutlu bir insan olur.
***
Dünden öğrenmek, yarınlardan ümit etmek için, bugün tam zamanı, diye düşünür. Dünü silemeyeceğini, ancak yarın olacaklar için, niyet ve gayret taşıyabileceğini bilir. Dünün pişmanlıkları ve yarının endişeleri, korkuları arasında yüreği boğulmaz. Bugünü yaşayacak güç ile davranır.
***
Divane komutan gibi olmaz. Merkezdeki kuvveti, sağ ve sol cenaha kaydırıp, merkezi zayıflatıp, mağlubiyetine yol açmaz. Merkez; bugündür. Sağ ve sol kanat; geçmiş ve gelecektir…
***
Bilir ki; dünün acıları; bugünün gücü de olabilir, katili de. Bilir ki; büyük mutluluklar, acı çekmeden elde edilmez. Acı olmazsa mutluluk anlamını yitirir. Bilir ki, dünü hatırlamak pişmanlık dolu kahırlar için değil, ders çıkarmak içindir. Yarın; korku ve endişe için değil, ümit, tedbir ve planlama için.
***
Endişe, panik, korku, öfke, şok ve mutsuzluğun kanını emmesine fırsat vermez. Hastalıkları davet etmez.
Istırabını araca, travmasını güce dönüştürür. Sorunlarını daha iyi sorunlara dönüştürmeyi hedefler. Çünkü; sorunsuz bir dünya olmadığını bilir. Bunda bir sorun görmez. Sıkıntılardaki hikmeti anlamak ve ders almak sorumluluğunu taşır. Çözmekten hoşlanacağı sorun yumağını seçer. Niyetinin duruluğu, şevk ve gayret içinde işine bakar. Gayret ve şevk insana ait sorumlulukrur, netice Allah’a aittir. Allah’ın işine karışmaz.
***
Manş denizini geçme rekorunu kıl payı ile kaçıran o yüzücünün hatasına düşmez.
Uzun mesafeyi aşarak hedefine iyice yaklaştığı bir anda yarışı bırakmaz. Yarışı neden bıraktığını soranlara, demiş;
-Kıyı öylesine sisler altında idi ki göremedim, hedefe o kadar yaklaştığımı bilemedim. Başarma ümidim ve sabrım tükendi, yüzmeyi bıraktım…
Sorumluluk şuuru olan ve sınırlarını bilen biri, sadece yarış veya maç süresinde değil, uzatmalarda dahi ümidini kaybetmez.
***
Geleceğe yönelik ümidi, o andaki gücünün kaynağıdır. Ümit, gayret ve şevkle yaşadığı her “an” huzurludur. Hayatın müziğini, coşkusunu yüreğinde hisseder ve seslenir bazen.
“Bir kez olsun çevir yüzün, bak şu toprağa
Her gün bir çiçek açıyor, diyor merhaba
Bütün geceler varır sabaha
Umudun kaybedip pes etmek olmaz”
***
İşte o zaman, işin kolayına kaçmadan, mutluluğun resmini çizebilir.
Bir öyküde “mutluluğun resmi” konulu yarışmada birinci seçilen resim anlatılır. Resmin ana hatlarında göze çarpan; fırtınalı bir hava, kara bulutların kapladığı bir gökyüzü, şimşekler, sert savrulan yağmur ve aşağıda bir şelale…
Şelale kayalıklar üzerinden köpürerek akarken, suyun siperlediği bir kayanın altında kurulmuş kuş yuvası. Yuvadaki yavrularını bütün olumsuz görünen şartlara aldırış etmeden beslemeye çalışan, sorumluluğunu yerine getirme gayretindeki bir anne kuş…
Her halde böyle bir resmin verdiği mesajı, bin kelime anlatamaz.
***
Hayat başarısı ve muzafferiyet de, teslimiyet değerinin sağlam zeminine muhtaçtır. Dünyadaki olayları ele alış tarzı, bu değerlere göre şekillenir. O’na teslim olmayan, çok rablere muhtaç olur veya kendi rab olmaya kalkar.
Harzemşah devletinin hükümdarı Celaleddin Harzemşah’a vezirleri ve yakınları, düşmanla yapacağı muharebede muzaffer olacağını söylemiş. O ise; zaferden değil, seferden sorumlu olduğu idrakiyle, demiş:
“Ben Allah yolunda cihat etmekle vazifeliyim. Muzaffer veya mağlup etmek Allah’a aittir.”
İşte o zat, bu teslimiyet sırrına erdiği için çok defalar muzaffer olmuştur.
***
İman ve tevhid anlayışının getirdiği teslimiyet, hayranlık uyandıran bir güç kaynağıdır. Tarih, şahittir.
Yapamazsın denilenler bu güçle yapılır. Aşamazsın denilenler bu güçle aşılır. Olmazlar olunca, bu güç zafer sarhoşluklarına fırsat vermez veya ayıltır.
***
Tıpkı, Endülüs fatihi Tarık bin Ziyad’ın nefsine söylediği sözlerin, zafer sarhoşluğu tehlikesine karşı, sonraki liderleri de ikaz ettiği gibi:
“Ey Tarık dikkat et. Evvelki gün bir köleydin, dün bir kumandan, bugünse bir fatihsin. Unutma yarın toprağın altına gireceksin…”
***
Tıpkı, Bosna diriliş mücadelesinde olduğu gibi… Gün gelmiş, Aliya ve arkadaşları, en olumsuz şartlarda bile, Allah’a teslimiyet meşalesinin ışığında kahramanca mücadele vermiş. Ruhlarından yükselen bu ses onlara rehberlik etmiş: “Ey! Teslimiyet, senin adın İslam’dır!”
***
“Mutluluk zaferin kendisinde değil, onun için verilen mücadelede gizlidir…
…Düşünceler duygulara, duygular davranışlara, davranışlar alışkanlıklara, alışkanlıklar değerlere, değerler ise karaktere dönüşür. Düşüncelerinize dikkat edin!” diyor M. Gandhi…
“Sen düşünceden ibaretsin” diyen Hz. Mevlana’nın sözlerini hatırlatmıyor mu, bu cümleler?
Hayatın gerçekleriyle rahatça yüzleşip, dersler çıkarmamızı anlatan güzel bir yazı. Okunmalı