Değerler ve Karakter

 İnsanı ayakta tutan iskelet ve kas sisteminden ziyade değerlerdir..

Karakter değerlerle inşa edilir.
Değerler; seçimlerimizin altındaki inançlardır. İyi veya kötü davranış ve seçimlerimizin ardında, olumlu veya olumsuz değerlerimiz vardır. Gelenek ve göreneklerin altında da değerler yatar. Uygularken farkında bile değilizdir çoğu zaman.
Olumlu değerler arasında; dürüstlük, hakkaniyet, merhamet, yardımlaşmak, paylaşmak, vatanseverlik sorumluluk gibi örnekleri sayabiliriz. Bu değerler cihanşümuldur, evrenseldir.

Bir insan özü ve çevresiyle ilişkilerini düzenlerken değerleri ona rehberlik eder. Değerlerine uygun amacı olan, fayda üreten, paylaşan, mutlu olur. Aynanın karşısına geçtiğinde gözüne hesap verdiği değerleri varsa insanın, mutluluk hisseder “iyi ki varım” der. İhtiyarlığında “İyi ki yaşadım” der.

Hayat, belirsizliklerle doludur. Her insan; ömrün akışında karşı karşıya kaldığı türbülanslarda; denge ve istikametini korumaya çalışır. Korunmak ya da önündeki sorunlara çözüm getirmek için, ilgili ilkeler üzerinde yoğunlaşmak ve değerlerin vicdanda kök salması  gerekir.

İlkeler dıştadır, değerler içimizde. Tabiattaki kesin kanunlar, kur’an âyetleri ve peygamberimizin hadisleri bir müslüman için temel ilkelerdir. Bunların hiçbiri için zaman aşımı yoktur.
İlkelerin özümsenme ve yorumlanması ile benimsenen değerlerin etkileri görünür. Değerler; kiminin dilinde, kiminin zihninde, kiminin vicdanındadır. Değerlerin seviyesi, fert ve toplumda huzur veya karmaşa zeminini hazırlar.
İnsan değerleri kadar kıymet kazanır veya kaybeder. Dildeki değil, vicdana ve hayata taşınan olumlu değerlerle gelişir.
Bir toplumu toplum yapan, bir insanı insan eden taşıdığı değerlerdir. Kararların hangi değerlere dayandığı, olayların anlaşılması açısından önem taşır.
Aksi takdirde o toplum veya bireyin davranışları doğru yorumlanamaz.

Bir gün babama, çocuklara açıkça sevgi göstermenin ayıp sayılmasına dair bizdeki geleneğin şefkatten mahrum olduğunu söylediğimde demişti ki:
– Bizim çocukluğumuzda harpler, hastalıklar yüzünden yetim kalan çocuklar çoktu. Babaların uluorta çocuklarını sevmesi, yetimlerin yaralarını depreştirebilir diye düşünülürdü. Bu konuda çocukken bize de hassas olmamız ve nasıl davranmamız gerektiği tembih edilirdi. Bir gün babamın yanında bir taziye ziyaretine giderken babam; “yetim çocukların yanında, bana baba diye seslenme” diye ikaz etmişti.
Babaların uluorta çocuklarını sevmemesi evladına şefkat yoksunluğundan değildi, Babasız kalan çocuklara duyulan şefkatin gereğiydi.
Ancak günümüzde şartlar değişse de, bu değerler maalesef pek değişmedi…

Yoruma açık olan bu bilgi, bakış açıma farklılık katmıştı.

Hayatın içinde sorunlu değerler de var. Örnek olarak; cahillik, hilekarlık, hırsızlık, ihmalcilik, tembellik, zalimlik, hurafecilik gösterilebilir. Bu değerler de evrenseldir.
***
Dünyayı ve kendimizi seyrettiğimiz aynamızın rengi ve durumu, gördüklerimizin rengini ve şeklini belirler.
Her birimizin gerçeği, bir başkası ile benzer veya farklı olabilir.
Gözbebeğine düşen beyaz kirpiği Ay sanarak  “İşte Ay. Gördüm onu.” diyen ihtiyarın algısı kendi gerçeğidir. Hakikati olmayan gerçeğinde ısrar etse hata eder.
Kimi zaman bizim gerçeğimiz de hakikate perde olur.
***
Herkes değerler ve gerçeğine göre şekillenen zihin haritasıyla uyumlu bir yolculuk yaşar. Hakikat ise arazinin ta kendisidir.
Haritamız araziye uygun ve doğru olursa; adımlarımız sağlam, gönlümüz huzurlu olur.
Atılan adımlar; varılacak hedef kadar temizse, dürüstçe ilimle irfanla ilerleniyorsa, zihin zemin ve zamana uygun davranılıyorsa, anlamaya çalışarak ve korkulardan, acılardan kaçmadan gerçekleşiyorsa, hayat hayat olur.
Hayat keşfedince güzeldir. Kendimizi keşfederek yapılan böyle bir yolculuğa, mutlu bir hayat eşlik eder. Olumlu değerler hayata taşındığı ölçüde, denge ve huzur atmosferi var olur. Özellikle değişim, bozulma ve belirsizliklerle dolu ortamlarda değerlerin belirleyici rolü daha önemlidir.
Sorunlu değerlerin yaygınlaştığı bir zeminde sürdürülebilir sağlıklı gelişme olmaz. Güven ve huzur kalmaz.
***

Tabiatta Boşluk Yoktur

Her vicdanın kendine göre değerleri, seçimlerini etkileyen seslenişi vardır. Olumlu değerlere uygun davranıldığı ölçüde örselenmemiş vicdan rahattır.
Doğuştan gelen bazı değerlerde zaten bu uygunluk mevcuttur. Çocuk yalan söylemeyi bilmez. Gerçeğini söyler. Sadece işine geldiği zaman gerçekçi olmaz. Keşfetmek ister. Keşfettikçe inkişaf eder. Öğrenme makinası gibi olduğu dönem, olumlu değerlerin kazanılması açısından çok kıymetlidir.

Yetişme dönemindeki çocuk; aileden, çevre ve okuldan ya olumlu değerler alır. Ya da sorunlu değerler. Tabiatta boşluk yoktur. İyi ve kötü davranışlarının temelinde, çocukluk döneminde içimizde kök salan birçok kabuller, inançlar, yâni; değerler etkili olur.
Çocuklukta aileden, çevreden benimsenen, bazı sorunlu değerler de sorunlara yol açar. Hatta çocuk büyüdükçe ve etki alanı arttıkça felaketlere. Kendinin ve yakınlarının hayatını cehenneme çevirir.

Çocukluğumda annemden dinlediğim bir öykü var. Kısaca:
Bir çocuk yumurta çalar. Annesi “aferin” der. Her geçen gün hırsızlıkta biraz daha uzmanlaşır. Delikanlılık döneminde namlı bir hırsız olur. Annesi durumdan memnundur ve teşviklerine devam eder. Bir hırsızlık esnasındaki çatışmada birkaç kişiyi öldürür, yakalanır ve idama mahkum olur. İdam mahkumuna son arzusu sorulunca, annesini görmek istediğini söyler. Anne feryad figan gelir  oğluna sarılır. Oğlu annesinin dilini öpmek istediğini söyler ve derken annesinin dilini ısırarak koparır.
Neden böyle davrandığı sorulunca der:
– İlk yumurta çaldığımda “aferin” demeseydi, ben bugün idam sehpasında olmazdım.

Değerlerin aktarılmasında en önemli rol annenindir, sonra da babanın. Rol model insanların etkisi de büyüktür.

İçinde bulunulan coğrafyadaki gelenek ve görenekler altında yatan değerler, büyük ölçüde karakteri belirler.
***

Vahşi Çocuklar

Vahşi hayvanların kaçırdığı veya ormanda bulup baktığı ve onlarla birlikte yıllarca yaşayan, vahşi çocuklarla ilgili sıradışı vakalar vardır. Çocuk hangi hayvanın yanında büyümüşse onun davranışlarını taklit etmektedir. Kimisi ayının, kimisi gorilin etkisindedir. Vahşi çocuklar ormanda hasbelkader bulundunduktan sonra, eğitimleri ile uzmanlar yıllarca uğraşmışlar. Bazı değerleri kazandırabilmek için özen göstermişler. Fakat, maalesef aile ortamında yetişen çocuklardaki gelişmenin yüzde biri bile sağlanamamıştır.

Ayı, kurt vb. hayvanlarla birlikte yaşamış vahşi çocuklarla ilgili, yapılmış pek çok araştırma, tez ve makale bulunmaktadır. Ayrıca bu konu ile ilgili, belgeseller ve yazılan kitaplarda yer alan, bu çocukların sahip olduğu değerler ile ilgili tespitler ibret vericidir.
***
Olumlu değerlerin benimsenmesi, karar ve eylemlere samimiyetle taşıma iradesi, pek çok sorundan kurtarır. Şahsi hayatında ve çevresinde güven ve huzur iklimi var olur.
Ancak, bir toplum fertlerinin sahip olduğu değerler farklı seviyededir. Olumlu değerler; çoğunluğun dilinde, bir kısmının zihninde, pek azının gönlünde ise sorunlar kaçınılmazdır.

Bu konuda Prof. Dr. Yunus Çengel’in bir tespiti üzerinde dikkatle durmaya değer:
İslamiyet en büyük insaniyettir ve denebilir ki tüm insani değerler aynı zamanda islami değerlerdir. En yüksek insani değerleri öğretmek aslında adını vermeden ve özü doğruluk olan gerçek İslamiyet’i öğretmektir.
Burada İstiklal marşı şairimizin yüz sene önce söylediği şu cümleyi üzülerek hatırlamadan geçemiyoruz:
– Nerede müslümanlık, bizde kalmamış insanlık bile.
***
Bir girişimin başlangıcında var olan olumlu değerler, yıllar sonra  yaşanan sapmalarla sorunlu değerlerle yer değiştirebilir. İlkeler ve yıldızlar yine oradadır ve yönünü belirlemek isteyenlere rehberlik ederler. Kapalı gözlerle bakanlar ise eksen kayması yaşar. Bu durumda işletme çürümeye yüz tutar. Sistem, kargaşa ve çöküşe sürüklenir. Bireyler bunalıma, işletmeler iflasa, toplumlar kaosa düşer.
***
Toplumu ayrıştıran, insanları ötekileştiren aldatmacalara kapılmadan, toplam akıldan faydalanma becerisinin var olduğu ve değerlerin, biz bilinci ile yaşandığı atmosferde herkes huzur duyar. Ben bilinci veya sen bilinci ile uygulamalar, ruhun zembereğini bozar. Birey, aile, işletme ve toplumda çürümeler başlar.
Gidilecek yolun varılacak hedef kadar temiz olması gerekir. Bu da sorunlu değerlerin çukurlarının farkında olup tedbir almayı ve uzak durmayı gerektirir. Sorunlu değerler sorunlara yol açar, korkak, sarhoş ve mutsuz eder. “Geçmişe takılanın geleceği olmaz” kitabında bu konu farklı yönleriyle etraflıca ele aldığımızdan burada kısa geçiyoruz.

Aksak düşüncelerden bizi kurtaran seçimler de, çok önemli bazı değerlerdir.
Fikir sahibi olmadan önce, yeterli seviyede bilgi ve destekleyici delile sahip olmak. Siyah-beyaz yargılardan uzak durmak. Aktif dinleme. Doğruların patentini kendimizde görmemek dengeli ilerlemede yardımcı olur

Denge unsuru olan olumlu değerler, asırlar boyunca, huzur ve mutluluğun inşasında rol oynamış ve hayatın her safhasında etkili olmuşlardır.
Sorunlu değerler, bunalım veya kaosa sürüklemiştir.
***
Şahsi Anayasa

Hayat başarısına talip birçok insan, şahsi anayasasındaki değerlerin rehberliğinde ilerlemişlerdir.
Mesela;
– Dürüst ve hakkaniyetli bir insan olmak
– Hakkın hatırını hiçbir hatıra feda etmeden medeni cesaretle aksiyon almak.
– Kendisiyle ve çevresiyle sulh içinde, kavgasız bir hayatı seçmek.
– İki günü birbirine eşit olmamak.
– Öfkede ve sevinçte ölçülü olmak.
– Kendi kutsalına saygılı olmak, Başkalarının kutsalına saygısızlık etmemek.
– Herkesin gerçeğine ve onuruna saygılı davranmak.
– Özü sözü bir, sevgi ve saygı dolu bir gönülle, empati yaparak, dostça iletişim kurmak
– Ne yüzüne karşı, ne de ardından, hiç kimseyi kınamamak.
– Zorlayıcı durumların baskısında kabalaşmamak
– Geçici dunya menfaatleri için, öfkelenmemek.
– Başarı ve övgüleri sahiplenmemek.
– Boş konuşmamak ve övgü- yergi dengesine dikkat etmek.
– Önce anlamaya, sonra anlaşılmaya önem veren aktif dinleyici olmak.
– Kıymetli ömrünü, kıymetsiz şeylerle öldürmemek.
– Her işin başında sonunu düşünmek..
– ………….

Daha bunlar gibi tecrübe edilmiş, kuşaktan kuşağa aktarılmış olumlu değerler pek çoktur.

Bunun yanı sıra; Bizim sevgimiz dilimizde değil kalbimizdedir. Babana bile güvenme. Üzümünü ye, bağını sorma. Devletin malı deniz, yemeyen  keriz.vs. gibi sorgulanmadan kabul edilen bazı geleneksel ve sorunlu değerler de pek çoktur.

Kendimizin ve toplumun mutluluğu için; önümüze çıkan sorunlarla ilgili ilkeler üzerinde yoğunlaşmak gerekir. Önümüzdeki konu her ne ise, onunla ilgili insanın fabrika ayarlarına uygun olan değerlerin gücü, gelişmelerin dinamosu olur.
***

Harita Araziye Uygunsa, Problem Yok

Dünyaya, olaylara nasıl bir gözlükle baktığımız,
kendi aynamızın rengi ve yapısına göre nasıl algıladığımız
ve haritamız kendi gerçeğimizdir. Arazi ise, hakikattir.

Haritamızın doğru olması amaca ulaşmak için ön şarttır. Haritamız araziye uygunsa, problem yok. Hepimiz haritanın arazi olmadığını biliriz. Harita arazinin belli özelliklerini açıklar. Haritamızı arazi zannetmek ve yanlış haritaya göre adım atmak ise bizi içinden çıkılması güç çukurlara düşürür.

Bin km.lik bir yolculuk da ilk adımla başlar. Hedefe adım adım ulaşılır. Ulaşmak başarıdır. Hedeflenen, gerçekten istenilen şeyse, mutluluk yaşanır.
Sürdürülebilir mutluluk da başarı da, uygun değerlerin rehberliğiyle gerçekleşir. Zamanla davranışa, alışkanlığa ve karaktere dönüşür. Değerler; niyet, bilgi, beceri ve sorumlulukla gerçekleşen yolculukla güçlenir.
Karakter özdür. Ancak sağlam karakter varsa, kişilik özellikleri sahicidir. Tertemiz, taktiksiz, içten ve kıymetlidir.

İlkeler dışta, değerler içtedir. İlkeleri doğru yorumlamak ve değerleri özümsemek; mutluluğa veya başarıya ulaşmak için değil, karakter inşası içindir. Ardından bu ikisi de zaten gelir.
Gerekli  değerleri kazanmak ve korumak, dikkat, farkındalık ve sürekli bir mücadeleyi gerekli kılar. Biz daha iyi hale geldikçe mücadelenin çıtası da yükselir.
Hayattan ne istediğini gerçek manada bilenlerin sayısı pek azdır. Hayatın insandan ne istediğini bilenlerin sayısı ise daha az.

Çoğu sorunlarımızın temelinde belki de farkında bile olmadığımız sorunlu değerlerin payı vardır.
Bunların farkına varıp üzerinde durmak ve çözüme odaklanmakla sorunların üstesinden gelinebilir.
***

Hangi Harita?

Hangi harita, arazi özelliklerini doğru yansıtır?
A-)Hayal ve tasavvura dayalı bir harita mı?
B-)Otoritenin elimize tutuşturduğu, sorgulanmayan ve her şeyi göstermeyen harita mı?
C-)Doğru veri, gözlem, eleştiri ve araştırmaya dayalı bir harita mı?

Pek çok hüsranın sebebi sorgulanmayan, hayali haritalardır.
Hayalin ümide, ümidin hakikate ihtiyacı vardır. Gayemize ulaşmak için mutlaka doğru haritaya muhtacız.
Elimizde Londra’ya ait bir harita varsa İstanbul’daki bir adresi boşuna ararız. Daha çok çalışmak, koşmak, ter dökmek, hedefe ulaşmak için bir fayda sağlamaz. Yanlış haritaya bağlı yoğun gayret beyhudedir. Bizi gayemize yaklaştırmak yerine, daha çabuk uzaklaştırır. İyi niyetle gerçekleşen sıkı gayretin sadece doğru haritaya göre yapılması, amacımıza doğru ilerlemeyi sağlar.
İlk ve en önemli şart haritamızın doğru olmasıdır.
Doğru değerler doğru haritaların vazgeçilmezidir.
Dikkatlice düşünülmüş, seçilmiş, özümsenmiş değerlere sahip olanlar, sorunlardan etkilenseler bile verdikleri tepki, genellikle olumlu netice verecek tepkiler olur. Kısa vadede sorunlardan zarar görse bile, uzun vadede kazançlı çıkarlar.

Başımıza gelen bazı olaylar bizim seçimimiz değildir. Tutumumuzu ve tepkilerimizi belirlemek ise bize aittir. Karakterimizin inşasında yer alan değerlerin buradaki payı büyüktür. Ancak fıtrata uygun vicdani değerlerle inşa edilen karaktere sahip biri, kendini iyi hisseder. Kendini iyice tanıma yolculuğunu sürdürür. Gülümseyerek hayatın akışını seyreder. “İyi ki varım” der.
Hareket halindeki cenaze olmaktan, kaygılarla felce uğramaktan, idrakine deli gömleği giydirilmesinden kurtulur.
İnsanı ayakta tutan iskelet ve kas sisteminden ziyade değerlerdir..
***
Hakikatle bağı kesilmiş değerlere sahip bir insan, felç mi olur, yoksa ölür mü? Bu konuda aşağıdaki fıkrayı okuduktan sonra varın siz karar verin.

Biyoloji laboratuvarında öğretmen kurbağa ile ilgili bilgi vermektedir. Çevresini saran öğrencilere, elindeki makasla kurbağayı işaret ederek sorar:
– Bacak sinirleri kesilen kurbağaya ne olur?
Öğrencilerden biri cevap verir:
– Kurbağa ölür.
Öğretmen öfkeli bir ses tonuyla söylenir:
– Olur mu öyle şey…Kurbağa felç olur.
Öğrenci umursamaz bir tavırla der:
– Ona da yaşamak mı denir hocam.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın