Ay ışığı, artık dolmuyorsa pencerene.
Belki de göz kapaklarındır sebebi. Açmayı dene.
Ay dünyanın etrafında dönmekle kalmaz. Dünyadan 380.000 km. uzakta olmasına rağmen dünyayı önemli ölçüde etkiler. Ay’ın gizemi ve varlığının sağladığı faydalar hayret uyandırır..
Dolunay ışığının parlaklığı, güneşin dört yüz binde biri kadardır. Ay olmasaydı, gecenin mehtabından mahrum kalmazdık sadece. Başta insan olmak üzere, yerküredeki canlıların büyük bir kısmı hayatlarını sürdüremez olurdu.
Dünya kendi ekseni etrafında, şu anki hızına kıyasla çok daha büyük bir süratle dönerdi. Gün süresi 24 saat olmaz, 8-10 saate düşerdi..
Böyle bir durumda hava, kara ve denizler arasındaki ısı değişimi çok daha hızlı olacaktı. Dünya yüzeyindeki rüzgârlar şiddetlenecek. Hızı saate 160 km.yi aşan daimi kasırgaların tesirindeki sert iklim şartlarıyla, yeryüzü darmaduman olacaktı. Dünya, meltem rüzgârlarına hasret kalacaktı.
Ay, göktaşlarına karşı kısmen koruma görevi yaptığından, yokluğunda yerküreye daha fazla meteor düşecekti.
Sular kutuplardan, okyanuslara çekilecekti.
Depremler artacaktı…
Canlıların varlığını sürdürmesine imkân tanımayan veya çok zorlaştıran elverişsiz şartlar ortaya çıkacaktı.
***
Ayın diğer bir önemli etkisi dünya’nın eksen eğikliğinin sağlanmasında görünür.
Dünyanın yörünge düzlemi ile, dönme ekseni arasındaki açı, 66 derece 33 dakika.
Dünyanın yörünge düzlemi ile ekvator ekseni arasındaki açı ise; 23 derece 27 dakika.
Ayın kütlesi dünya kütlesinin yaklaşık 84’te biri kadardır. Bu kütle büyüklüğü, dünyanın eksen eğikliğini belirli bir aralığın içinde tutmak için yeterlidir.
Eksen eğikliği neticesinde, yıl boyunca yeryüzünün farklı bölgeleri, farklı açılarla güneş ışığını alır.
Bu yüzden yıl boyunca gün doğumu hep farklı noktalardan olur.
Ve aynı zaman diliminde, yeryüzünün değişik yerlerinde farklı mevsimler yaşanır. Eksen eğikliği ile bu mümkün olur.
Ekvatoral iklimde yaz ve kış ayları yoktur. Hava yıl boyunca sıcak ve yağışlıdır
Ekvatorda gündüz ve gece süresi de eşittir. Fakat güneye veya kuzeye geldiğinizde bu durum mevsimlere göre değişir.
Bir sonbaharda uçakla İstanbuldan Güney Afrika’ya gittiğimşzde bizi orada ilkbahar karşılamıştı. Birkaç saatlik bu yolculukla, sonbaharın dökülen yapraklarını geride bırakmıştık. İlkbaharın göz alıcı çiçeklerini, aynı gün içinde görmek, koklamak hem şaşkınlık hem heyecan vericiydi.
Merkür’ün eksen eğikliği neredeyse sıfır derece ve orada mevsimler yok. Ay’ın olmadığı bir dünya, Merkür’de olduğu gibi, mevsimlerin yokluğuyla kalmazdı, Uranüs benzeri, çok şiddetli hava şartlarının hakim olduğu bir yer olurdu.
***
Medcezir Etkilerinden Birkaçı…
Dünyadaki canlılığa Ay’ın varlığı ile sunulan faydalar daha pek çok. Ay, güneşten gelen ışığı yansıttığı için daha sıcak ve aydınlık bir dünyada yaşıyoruz.
Dünya ile ay arasında, ayın ve az da olsa güneşin kütle çekimiyle, medcezir(gelgit) olayı meydana gelir. Yeryüzünün çeşitli bölgelerinde farklı yükseklikte medcezir görülür. Medcezir esnasında kabaran suların 21 m. yüksekliğe ulaştığı yerler var. Medcezirin sebep olduğu akıntılar, denizlerdeki canlılara çok değerli faydalar sağlar. Denizlerdeki akıntılar canlıların beslenme ve üremelerinde önemli rol oynar.
Ekvatordaki fazla ısı; okyanus akıntılarının kuzeye ve güneye doğru yayılması ile dengelenir. Okyanustaki akıntıların yardıma koşturulması ile ne kutupların dondurucu soğuğuna, ne de tropikal bölgelerin kavurucu sıcağına mâruz kalırız.
Bu iklimlendirme konusunu Prof.DR. Osman Çakmak şöyle açıklar:
Gündüz güneş ışınlarıyla çabuk ısınan kara bölgeleri, topladığı bu ısıyı tıpkı bir radyatör gibi çevreye yayar. Büyük bir su kütlesi olan deniz ise, aldığı büyük güneş enerjisine rağmen, ancak birkaç derece ısınabilir. Fakat ısındıktan sonra da, kolay kolay soğumaz. Denizlerin karalardan fazla oluşu; iklimin düzenlenmesinde, aşırı ısınma ve soğumayı önlemede termostat vazifesi yapar. Buharlaşma sonucu, karaların suya olan ihtiyacı karşılanır. Yeryüzü daha az denizle kaplı olsaydı, buharlaşma da azalacak ve daha az yağış sonucu yeryüzü çölleşecekti.
Ayrıca karaların denizlere komşu kenarları, gel-git olayları neticesinde şekillenir. Gelgitler çok daha yüksek olsaydı karaların daha büyük bir kısmı denizlerin istilasına uğrardı..
***
Ay olmasaydı, yakamozların ışıltılarından mahrum kalmazdık sadece. Diğer gezegenlerde olduğu gibi, canlıların varlığını sürdüremeyeceği çetin şartlar olurdu.
Dünya atmosferi gündüz dünyayı güneşin ışınlarından koruyan bir perde; geceleri ise, sıcaklığı saklayan bir battaniye gibidir. Adeta, termos gibi iş görür.
Ay böyle bir koruyucu çatıdan neredeyse mahrum olduğu için, gündüz sıcaktan kavrulurken, gece de dondurucu soğukların etkisi altında kalır.Ay’da gündüzleri, kavurucu sıcaklar 120 dereceye ulaşıyor. Geceleri, sıfırın altında -150 dereceye düşen dondurucu soğuklar var.
Meteor yağmurları ile delik deşik olmuş zemin yapısı aya ait fotoğraflarda çok net görülür. Aı, kozmik ışınların öldürücü etkisinden korunmasız, ıssız, sessiz ve çiçeksiz, tatsız bir yer, canlılar için.
Ay ve diğer gezegenlerdeki mevcut yapı ile şu dünyayı kıyaslamak, lütfedilen güzelliklerin farkına varmak için yeter.
***
Ay Tutulması Gibi Akıl Tutulması Da Olur….
Ay tutulması esnasında, ay dünyanın gölgesine girer. Ay ile güneş arasına dünya girdiğinde, ay yeterince ışık almaz.
Sadece ay dünyanın gölgesinde kalmaz. İnsan da dünyevi hırs ve arzuların gölgesinde kalır, zaman zaman.
Allah ile kul arasına dünya girince,çeşitli tutulmalar başlar. İnsan manevi karanlıklarda kalır. Ay ve güneşi insanın hizmetine kimin sunduğunu unutur.
Mevsimleri ve hadsiz nimetleri göndereni hatırlamaz olur.
Sahi kimdir, ay ve güneşi, gece ve gündüzü hizmetimize sunan?
Hakikati gösteren ve nurani hikmeti neşreden Kur’an cevap veriyor:
“Sürekli olarak yörüngelerinde hareket eden ay ve güneşi sizin hizmetinize sundu, geceyi ve gündüzü de hizmetinize sundu.” (14/33)
Ay, yörüngesini kendi belirlememiş. Canlıların muhtaç olduğu pek çok faydalar için tercihte bulunmamış.
Bütün bu tercihleri görüp, tercih sahibini bilmemek, bunu kör ve suursuz tabiata, tesadüfe vermek, akıl tutulmasıdır. Güneş, yıldızlar, gezegenler ve her şey en ince ayrıntısına kadar yeryüzündeki canlılar için özel olarak hazırlanmış ve hizmetine sunulmuş. Bütün bunları yapan, en sağlam ve en doğru hüküm veren, mülk ve celalin, saltanat ve haşmetin gerçek sahibi, şânı yüce olan Allah’tır.
***
Camın özelliklerine; inceliğine, kalınlığına, rengine, kirine, çiziklere, lekelere takılıp kalan, ötesini yeterince göremez.
Ay, yıldız, çiçek, dağ, bulut ve nihayetsiz varlıklara bakarken aynı durum geçerli.
Camdan ötesini gören; hakikate ulaşır, hakiki tesir sahibini bulur, Sanatkarı, her bir sanatında görür. Nimet vereni lütfettiği her bir nimetinde hatırlar. Mehtabın, yakamozların güzelliğinden daha fazla harikuladeliği varlıklar âlemşnde temaşa eder. İnsana sunulan üstün kapasitenin farkında olmanın güzelliğini yaşar.
Bir yanıt bırakın
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.