Zihnimizdeki Virüsler

Dövülmeden ağlama, hiçten korkma…”

Mikrobiyoloji dalında araştırmalar yapan bir profesör anlatıyordu:

– Virüsler aynı anda hem canlı hem cansız özellikleri gösteren varlıklardır. DNA ya da RNA’ya sahip olmakla birlikte hücrelerden oluşmazlar. Yaşamak için mutlaka konakçı bir organizmaya ihtiyaç duyarlar. Pek çok ve çeşitli hastalıklara yol açabilirler

Bir soru yönelttim:
– Hocam, bazı düşünceler de virüsler gibi etkiliyor mu insanları? Mesela olumsuz mesajlar, hastalıklı fikirler, karamsarlık yayan tv dizileri, bazı şarkılar, türküler…

– Etkiliyor elbette, dedi ve anlatmaya devam etti:
-Bir sebze güzelce yıkanmazsa, üzerinde ölü gibi duran virüs vücuda girince canlılık özellikleri gösterir. Hücreyi ele geçirir. Süratle çoğalır ve hastalıklara yol açabilir.
Olumsuz mesajlar, dışarıda ölü gibi duran virüslerden farksızdır. Bir şekilde düşünce yapımıza yerleştiğinde, yani organizmaya konakladığında vücudun kimyasını bozar. Bünyeye, hastalık yayan virüslerden daha fazla zarar verebilir.
Mutsuzluk, hayatın dengesini altüst eder. Duygusal olarak travmatik olaylar yaşandığında vücut aşırı stres hormonları salgılar. Bu durum geçici olarak kalbi şoka uğratabilir. Hatta kalp krizi semptomlarını tetikleyebilir.
Unutmayın, çözülmemiş travmalar en büyük mutsuzluk sebebidir. Travmasız insan yoktur. Ders çıkaran ve çıkarmayanlar vardır. Ders çıkaranlarda travma sonrası büyüme dediğimiz durum gerçekleşir. Öğrendikleri dönüşüm aracı olur. Olgunlaşır ve gelişir. Ya da travmaya saplanıp kalır ve patolojik sonuçlar yaşar.

Kontrollü stres ve zorluklar aracılığıyla gelişebilecipimizi anlatan profesör, tabiattan bir misal vererek sözlerine devam etti:
Istakozlar sert bir kabuk içinde yaşayan narin, yumuşak bir hayvan. Bu sert kabuk genişlemiyor. Istakoz büyüdükçe kendini baskı altında ve sıkışmış hissediyor. Kabuğu çıkarıp atıyor ve yeni bir tanesini yapıyor. ihtiyaç duydukça bunu tekrarloyor. Istakozun büyümesine imkan sağlayan tetikleyici onun raharsızlık duymasıdır.  Eğer ıstakozun dohtorları olsaydı hiçbir zaman büyüyemezlerdi. Çünkü ıstakoz rahatsızlık hisseder hissetmez doktora giderdi. Doktor ona antidepresan verirdi ve iyi hissederdi. Kabuğunu hiçbir zaman çıkarıp atmazdı.
Bence stresli zamanların, büyümenin işareti olan zamanlar olduğunun farkında olmamız gerekiyor. Kendimizi daha iyi tamaya, konfor kabuğu içinde sıkışıp çürümekten kurtulmaya hizmet ediyor.
***
Virüs, kelime anlamı olarak zehir demek. Zehirli duygular da vardır. Panzehiri de vardır.
İyilik ve merhamet gibi. Verilen nimetleri hatırlamak, değerler şuuru içinde anda yaşamak gibi.

Huzurlu ve mutluysanız şu anda yaşıyorsunuzdur.
Gerçekliğiyle yaşayın. Farkındalığınızı artırın. Şimdinin kıymetini iyi bilin ve güzel değerlendirin.

Ekseriyetle hüzünlüyseniz, geçmişte yaşıyorsunuzdur.
Değişmeyen geçmişte yaşayan, geleceğini tahrip eder. Tekrarı olmayan kıymetli ömrünü, geçmişin hapishanesinde tüketir.
Olayı değil, aldığı dersi unutmayan ve bu dersler ışığında davranan kazanan tutumu seçmiş olur.
Güneşi görebilmek için gölgeden çıkmak gerekir. Takıntıların, kırgınlıkların gölgesinden çıkmayan huzur bulamaz. Geçmişe takılanın geleceği olmaz. Güller arasında dikenler var diye sızlanmak yerine, dikenler arasında güllerin varlığına gülümsemek de mümkün.

Endişeliyseniz, gelecekte yaşıyorsunuzdur.
Charlie Chaplin seyircilere bir şaka yapmış ve herkes gülmüş. Aynı şakayı tekrar yapmış ve artık kimse gülmemiş. Sonra şu sözleri söylemiş: “Aynı şakaya defalarca gülemiyorsunuz, neden aynı şey için tekrar tekrar ağlıyorsunuz?
Unutmayın, hiçbir şey kalıcı değildir endişeleriniz bile.

Geleceğimiz için o kadar endişeleniyoruz ki, şu anı yaşamıyoruz. Bütün gelecekler yakındır. O kadar yakın ki; “gelecek; biraz uzak olan şimdiden başka bir şey değildir” denilmiş.

Elli sene öncesine ait filmleri şimdi seyrediyoruz. Elli sene sonraki halimizi  gösteren bir sinemadaki filmimizi şimdi seyretmek mümkün olsaydı, büyük ihtimalle geçici vehimlerin ne kadar yersiz ve değersiz olduğunu anlayacaktık.

Gelecek planı yapmak, zamanımızı yani ömrünüzü etkili kullanmanın özüdür. Endişe ile planlanan gelecek, ekseriyetle “kendini gerçekleştiren kehaneti” getirir.
Beyin, odaklanılan şey olumsuz olsa bile onu gerçekleştirmeye çalışır. Ümit ve şuurla planlanınca, genellikle güzel bir gelecek inşa edilir.
Gelecek kaygısının travmaya dönüşmesi, ömür törpüsüdür. Garantisi olmayan gelecek için planımız olsun, hasta eden kaygılarınız olmasın. Yoksa; ömür israf olur. Bilgi, beceri ve sorumlulukla, samimi niyet çerçevesinde gerekeni yapıp, neticeyi Yaratan’a bırakın..

Geleceğe dair korkunç kuruntular, yüreğimize üflenir bazen. Olması mümkün olan, olacakmış gibi bir evhama düşeriz. İçimizi vesveseler kemirir durur. O zaman şu önemli düsturu unutmayın:
Bir delile dayanmayan ihtimalin, kıymeti yoktur. Dövülmeden ağlama, hiçten korkma, ademe vücut rengi verme. Yüzdelerle düşün.

Düşünceler içimizden yükselirken evham ve takıntıları köpürtmek, ruhunuzu boş, asılsız ihtimaller ve endişelere boğdurmak, bize ait bir seçimdir.
Neticede, ya vehim ve hayal aklı esir alır.
Ya da gerekli tedbiri almak ve vehimlere aldırmamak, hayalleri umursamamak ile kafamızdan kendiliğinden uzaklaşır  Seçimlerimizden sorumluyuz.

Mazide veya istikbalde yaşamak, girdaba kapılmaktır. Fark ettirmeden içine çeker bizi. Halbuki bizim sorumluluğumuz, etki alanımızda olan şimdidir. Bir tek “şimdi” etki alanımızdadır. Geçmişte, gelecekte veya ilgi alanımızda boğulmazsak, etki alanımızda var olabiliriz. İçimizdeki duyguların fısıltılarını o zaman duyabiliriz. Duygularımızı anlayabiliriz. Kendimizi tanıyabiliriz. Sorumluluğumuzu bilip şu anın hakikatini yaşayabiliriz.

“Gelse Celâlinden cefa, yahut Cemalinden vefa
İkisi de cana safa, kahrın da hoş, lütfun da hoş”
diyebilmeye bakın.

Geçmişin hüznü ve gelecek endişesi ile zihnimiz ne kadar karışıksa, kendimizi iyi hissetme durumu da o kadar azalır. Hiçbir pişmanlık geçmişi, hiçbir endişe geleceği değiştirmez, Allah’a güvenmek ise; her şeyi değiştirebilir..

Profesöre sordum:
– Olumsuz mesaj virüslerine karşı çare ne?

Tane tane ve üzerinde özenle durarak şunları söyledi:
– Çare, bu tür mesajlara geçit vermemek ve filtre etmektir. Manevi bağışıklık sistemini de güçlü kılmaktır. Değerler kodlanmış antivirüs programını sürekli faal ve diri tutmaktır. Manevi hijyen unsurlarına da dikkat etmektir.
Takıntı ve kuruntu virüsleri saldırıya geçtiğinde, “Dövülmeden ağlama deyip, “Hasbinallah…” ile başlayan antivirüs programlarını çalıştırmaktır.
Keza, geçmişe takılıp “keşke” demek yerine gönlümüze huzur veren, “Kadere iman eden kederden emin olur kavrayışına yükselmektir.

Endişe duygusunu aşırıya kaçmadan yerli yerinde kullanmak, tedbirli olmayı sağlar. Gelişme sebebi olur. Değerlerinden uzaklaşmak ve Allah’ın rızasını kaybetmek endişesi olan ve dikkatli adım atan bir insan en önemli kazanca ulaşır. Aşırıya varmayan endişe, dikkatli ve uyanık olmayı sağlar.
***
Hocanın söylediklerini derinlemesine düşünmeye ve üzerinde dikkatle durmaya değer buluyorum.
İnanıyorum ki, binbir lütufla kullarını seven, sevdiren ve sevilenin rahmetine itimat ve kudretine istinat gücü ile her türlü kasvet virüsleri ve vesvese bulutları dağılır. Değeri fark edilen her lütuf, peşi sıra başka lütuflara kapı açar.
Allah’ın nuruyla aydınlanan bir gönlün semasını hiçbir şey karartamaz.
“Allah’ım, değiştirebileceğim şeyleri değiştirebilmek için güç, değiştiremeyeceğim şeyler için sabır ver. Ve ikisinin arasındaki farkı anlayabilmek için akıl ihsan et,” der, istikametle ilerler.

Hâlık ve Rezzak O’ndan başka yoktur. Zarar ve menfaat O’nun elindedir. O hem Hakîmdir abes iş yapmaz, hem Rahîmdir, ihsanı, merhameti çoktur” fermanını, antivirüs programı gibi çalıştıranın sıkıntıları kırktan bire iner. Tecrübe ile sabit.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın