Ayet-ül Kübra Risalesinin bir Dersi
BismillahirRahmanirRahim
TEVHİD DELİLLERİ-1
15 yaşındaki yeğenim “niçin Allah’a inanıyorsun dayıcığım ?” diye lisan-ı haliyle sorduğu bu soruya hepimiz aynı merakla aynı yaşlarda cevap araştırmıştık. Bu dünya memleketi bir misafirhane gibi.. sürekli her sene 70-80 milyon insan geliyor, 70-80 milyon insan gidiyor. Bizim gibi misafirler de dünya misafirhanesine gelince görüyoruz ki : çok harika ziyafetler var bu dünyada. Binlerce tür meyveler, sebzeler, çok harika sanatlı hazırlanmış manzaralar var… Binlerce türlü türlü renklerde ve kokularda çiçekler, bitkiler, bütün hayvanlar yüzbinlerce türüyle farklı elbiselere farklı giysilere sahip hayvanlar ordusu diyebileceğimiz Büyük Milletler yaşıyor bu dünya misafirhanesi üzerinde… Böyle bir misafirhanenin elbette bir hazırlayanı, tasarımını yapan ve bunu yaratan bir Zat var.. Hepimiz, 15 yaşındaki yeğenimiz gibi, bu güzel misafirhanenin sahibini merak ediyoruz. Bu memleketin Sultanını tanımak, bilmek için şiddetle merak ediyoruz ve bu merakla en başta göklerin süslü yıldızlarla süslenmiş güzel yüzüne bakıyoruz. Hem 15 yaşındaki yeğenimin cevabını ilk önce göklerde, uzayda bulacağımızı biliyoruz. O Gökler ve Uzay diyor ki : Bana bakın, aradığınızı size bildireceğim. İşte göklere baktığımızda görüyoruz ki : Uzayda, fezada dünyamızdan bazıları 1000 defa daha büyük yıldızlar var, gezegenler var ve o büyük yıldızlardan bazıları, bizim füzelerimizden yüzlerce kat daha hızlı olarak uzayda seyahat ediyorlar. Hem de yıldızların yüzbinlercesi beraberce aynı anda bağlı oldukları Galaksiler içinde, büyük hızlarda geziyorlar. Fakat asla birbirine çarpmadan ve beraberce kendi yörüngelerinde mükemmel bir yörüngede, düzen içerisinde bir saatin saniyeleri hassasiyetinde dönüyorlar. Hem bu yıldızların hemen hemen hepsi lambalar gibi etrafına ışık saçıyorlar.

İçlerindeki yanma maddde’leri (yakıtları) sönmeden ve tükenmeden etraflarına mükemmelen, aynı güneşimiz gibi ışık saçıyorlar. Sonsuz genişlikte bir uzayda bu dev kütleler son derece düzenli, intizamlı bir şekilde hareket ettirilip idare ediliyor. Hem Güneş’in ve Ay’ın çok vazifeleri var. Güneş, Dünya’mızı ısıtıyor, aydınlatıyor, yemeklik bitkileri, meyve ve sebzeleri pişiriyor ve çeşitli elektromanyetik dalgaları gönderiyor. Ay sayesinde geceleri aydınlanıyoruz, bize lambalık yapıyor fakat aynı zamanda binlerce yıldan beri takvim ve saat olarak kullanılıyor. Bütün galaksiler ve güneşten tut, bütün gezegenler ve yıldızlar asla hiçbirisi isyan etmeden vazifesini aksatmadan çok güzel bir şekilde, düzen ve nizam altında seyahat ediyorlar. Uzaydaki binlerce milyonlarca yıldızların birbirleri ile çarpışmadan, bir saatin çarkları gibi mükemmelen çalışması, dönmesi, ve yörüngelerindeki hareketleri, elbette Sonsuz bir Kudrete dayandıklarını gösteriyor. Bu yıldızlar sanki çok düzenli bir ordunun manevrasındaki gibi fezada manevralar yapıyorlar.

Dünya’nın Güneş etrafında 23.7 derecede çok mükemmel bir açıyla dönmesi sayesinde dünyamız üstünde 4 tane mevsim ortaya çıkıyor. Bu mevsimler olduğu için farklı farklı zamanlarda binlerce farklı meyveler ve sebzelerin yetişmesi mümkün oluyor. İşte bu fezada hem gözlerimizle gördüğümüz, hem de teleskoplarla ve son 25-30 senedir dünyanın etrafında dönen Hubble uzay teleskobu sayesinde çekilen fotoğraflarda ve videolarda gördüğümüz gibi, kendi Güneş Sistemimizdeki gezegenler, Güneş ve Ay, hem Samanyolu galaksimizdeki milyarlarca yıldızlar ve diğer galaksilerdeki milyarlarca yıldızlar, hepsi aynı zamanda mükemmelen dönüşlerini, yörüngelerindeki hareketlerini yaparken bu Fezada en ufak bir çarpışma, çatışma, gürültü, düzensizlik, kaos, kargaşa görmüyoruz. Her şey tıkır tıkır vazifesini yapıyor ve bütün bu yıldızlar ve gezegenler ve dünya gezegenimiz, uzaydaki seyahatlerini, düzenli bir uzay gemisi şeklinde yapıyorlar. Bütün bunlar bize gösteriyor ki bu Fezayı, bu uzayı, bu Kainatı mükemmelen yöneten idare eden, bütün bu yıldızları ve galaksileri döndüren, düzenleyen, fezayı temizleyen, oradaki bütün yıldızları, galaksileri, sistemleri idare eden Sonsuz bir Kudret, Yüce bir Yaratıcı var. Bütün Uzayın, Göklerin Yaratıcısının şüphe edilmeyecek derecede kesin olan varlığını ve hem onun bir ve tek olduğunu, uzaydaki bütün varlıklar, bütün yıldızlardan daha kesin bir şekilde O’nun varlığını gösteriyor. Uzayda gösterdiği mükemmel eserlerini, gözlerimizle görerek, O’nun varlığını ve birliğini anlıyoruz ve iman ediyoruz…
TEVHİD DELİLLERİ-2
15 yaşındaki yeğenimin, “Dayıcım, Niçin Allah’a inanıyorsun ?” sorusuna cevaben, bu dünya misafirhanesine gelen bir yolcu ve misafir, ikinci olarak Atmosfere bakıyor ve Atmosfer ona diyor ki : Bana bak, merakla aradığını ve seni buraya göndereni benimle bilebilir ve bulabilirsin. Evet, Atmosfere baktığımızda müthiş fakat müjdeli bir gürültü işitiyoruz. Dünya ile gökyüzü ortasında boşlukta durdurulan 10 Bulutlar, son derece hikmetli pek çok gayeler yüklenmişler ve merhamet dolu bir tarzda Yeryüzü bahçesini suluyorlar. Yeryüzünde yaşayan ahaliye, insanlara, onların en büyük ihtiyacı olan suyu, ab-ı hayat denen hayat suyunu getiriyorlar. Bulutlar, Dünya’nın Güneş yüzünden ısınmasını bir derece serinletiyorlar ve Dünya üstünde nerede ihtiyaç varsa, o ihtiyaca göre her yerin imdadına, yardımına yetişiyorlar, gönderiliyorlar. Görüyoruz ki bazen gökyüzü masmavi hiçbir şey yokken, çok kısa bir zaman içerisinde bulutlar ile doluveriyor. Bazen de o bulutlar birkaç dakika içerisinde çekiliyorlar, gizleniyorlar, ortada hiçbir şey kalmıyor. Bulutlarla dolduğu zaman, gökyüzü sanki bir emir almış gibi, “yağmur başına arş” emrini almış gibi, bir ordunun “marş marş” emrini alması gibi, o bulut da emri aldığı anda, birkaç dakika zarfında toplanıyor, gökyüzünü dolduruyor. Ondan sonra Yağmur yağdırma vazifesine başlıyor. Atmosferde rüzgarları görüyoruz… Rüzgar yani süratle esen hava, o kadar çok vazifeler ile görevlendirilmiş ki çok gayeli, maksatlı ve çok hediyelerle yüklenmiş vazifeleri var. O cansız havanın şuursuz atomlarından her bir atomu, her bir molekülü, bu Kainat Sultanından gelen emirleri dinliyor, biliyor gibi hiçbirini geri bırakmayarak, aksatmayarak, o Kumandanın kuvveti ile vazifelerini yapıyor. Havadaki atomlar ve moleküller, son derece düzenli bir şekilde görevlerini yerine getiriyorlar. Havanın yaptığı işler içerisinde : yeryüzündeki yaşayan bütün insanların hayvanların ve bitkilerin ihtiyacı olan nefesi ve havayı vermek, Oksijeni sağlamak… Tüm canlıların ihtiyacı olan ısıyı, sıcaklığı Hava naklediyor, taşıyor. Güneş’in ziyasını, ışığını hava bize iletiyor, elektrik gibi maddeler atmosferde hava içinde naklediliyor. Bütün bunları yaparken, aynı zamanda hava molekülleri ve atomları, sesleri naklediyorlar. Bulunduğumuz bir salonda 100 kişi de aynı anda birbiriyle konuşuyor olsa, onların konuşmalarını, sözlerini birbirine iletiyor. Mesela radyo ve televizyonun yüzbinlerce kanalındaki konuşmaları, hava molekülleri ve parçacıkları, nakletme vazifesini yerine getiriyorlar ve o sesleri, konuşmaları hiçbir şekilde karıştırmayarak, bozmayarak, bütün konuşanların şivelerini, aksanlarını, dillerini, kendi ses tonlarında nakletme vazifesini yerine getiriyor. Bütün bunları yaptığı aynı dakikada hava atomları, bitkilerin ve çiçeklerin tozlaşması ve tohumlarının yayılmasına vasıta oluyor. O tohumları taşıyarak bitkilerin çoğalmasına yardımcı oluyor. Bütün bu umumi vazifeleri, hizmetleri yerine getirmesi, elbette bize görünmeyen, gizli bir Kudret eli tarafından yönetildiğini, idare edildiğini, onun emri ile bu binlerce vazifeyi yerine getirdiğini anlıyoruz. Çünkü hava atomları, kendileri akılsız, şuursuz, kör ve sağır oldukları halde, yaptıkları işler çok şuur ve bilinç gerektiriyor. Bilgi ve hayat gerektiren işlerde vazife alıyorlar, fakat en ufak bir hata yapmadan bu görevlerini yerine getiriyorlar. Demek ki o atomlar kör, sağır, akılsız ve şuursuz oldukları halde, bu yüzlerce vazifeyi kusursuz yerine getirdiklerine göre, Sonsuz Kudret Sahibi ve Sonsuz İlim Sahibi bir Zatı bize tanıtmış oluyorlar. O’nun memurları, O’nun askerleri olduklarını böylece anlamış oluyoruz. Sonra atmosferde Yağmura bakıyoruz, görüyoruz ki o latif, nazik, berrak, tatlı Yağmur taneleri, hiçten ve gaybtan, görünmeyen bir rahmet hazinesinden gönderiliyorlar. O yağmur damlaları ve katrelerinde o kadar çok hediyeler ve vazifeler var ki sanki Allah’ın 16 rahmeti, cisim ve madde şekline dönmüş, o yağmur damlaları şeklinde Allah’ın hazinesinden yeryüzüne akıyorlar. Onun için yağmura “Rahmet” ismi verilmiş. Yağmurun içerisindeki moleküller, mineraller, vitaminler ve maddeler, yeryüzünde toprağın ve bütün bitkilerin ve hayvanların ihtiyacı olan malzemelerle dolu. Hem en başta yağmur’un içindeki su, hayatın temel maddesi. Bütün bitkiler, hayvanlar ve insanın o suya ihtiyacı var. Yeryüzündeki göllerin, nehirlerin, dağların içindeki su depolarının devam etmesi, kurumaması, tükenmemesi için yağmur suyuna ihtiyaç var. Demek ki Yağmur, bütün yeryüzünde hayatın devam etmesi için en birinci ihtiyaç. Dolayısıyla atmosferde, boşlukta Hidrojen ve Oksijeni birleştirerek, yanıcı ve yakıcı iki zıt maddeyi birleştirip, söndürücü H2O yani Suyu yaratan bir Zâtı, kör gözlere dahi tanıtmış oluyorlar. Sonra atmosferde Şimşeğe bakıyoruz, Gök Gürültüsünü dinliyoruz. Görüyoruz ki Şimşek ve Gök Gürültüsü çok harika, çok güzel hizmetlerde çalıştırılıyorlar. Gökyüzündeki, atmosferdeki bu cansız, şuursuz bulutlar elbette bizleri, insanları, hayvanları bilmezler ve onlar bize acıyıp imdadımıza kendi kendilerine koşmazlar. Bir emir almadan ortaya çıkıp, gizlenmezler. Muhakkak ki Sonsuz Kudret Sahibi, Sonsuz Rahmet ve Merhamet Sahibi bir Kumandanın emri ile hareket ediyorlar ki bu bulutlar, bir anda iz bırakmadan gizlenirler, aniden meydana çıkarlar, atmosferde toplanırlar, işe başlarlar ve çok çalışkan bir şekilde Haşmetli Yüce bir Sultan’ın fermanı ile emriyle ve kuvvetiyle atmosferi doldurup, boşaltırlar. Bulutlar rüzgara binerek dağlar büyüklüğünde Yağmur hazinelerini, onlarca hatta binlerce tonluk ağırlıktaki yağmur suyunu, o bulutlar taşıyarak, ihtiyac olan yerlere yetiştirirler. Böylece sanki yağmurun yağması o bulutların gözyaşları ile ağlaması gibi, yağdırdığı yağmurlarla çiçekleri güldürürler. Güneşin ısısının, sıcaklığının şiddetini serinletirler. Yeryüzünü ve yeryüzünde yaşayan insanları ve hayvanları serinletirler. Yağmur, bütün yeryüzünün bahçelerine suyu serper, yeryüzünü yıkar ve temizler. Bu cansız, hayatsız, şuursuz, çalkalanan, kararsız, fırtınalı, sebatsız şu Havanın eliyle ortaya çıkan bu yüzbinlerce işlerin çok gayeleri var ve çok maksatlara hizmet ediyorlar. Çok merhametli işlerde, sanatlı işlerde kullanılıyor. İnsanların imdadına, bütün yaşayan canlıların yardımına yetişiyorlar. Bu hava ve havanın içerisindeki bu vazifeler ispat eder gösterir ki : bu çalışkan ve gayretli ve hızlı hizmetkarın yani rüzgar ve rüzgarın içindeki bulutlar ve havanın, kendi başına hiçbir hareketi yok. Kendi başına çalışmıyor. Muhakkak son derece kudretli, güçlü, sonsuz ilim sahibi, sonsuz hikmetlerle gayelerle yapan, yaratan ve çok kerem sahibi, hediyeler ve ihsanlar sahibi bir Kumandanın, Bir Sultanın emriyle, Hava, Bulutlar ve Yağmur atmosferde hareket eder, hizmet eder. Havanın her atomu, zerresi, sanki her işi bilir ve O Kumandanın emrini işitip anlayan bir asker gibi vazifelerini yapıyor. Rabbimizin emirlerini dinliyor ve itaat ediyor ki bütün hayvanların teneffüs etmesi için ihtiyacı olan havayı, oksijeni yetiştiriyor. Bütün hayvanların ve canlıların yaşamasına, bitkilerin tozlaşmasına, büyümesine, hayatına gerekli olan maddeleri, hava, atmosfer ve yağmur yetiştiriyor. Bulutların sevk ve idaresinde rüzgar ve hava öylece vazifelerini yerine getiriyorlar. Aynı zamanda eskiden beri yelkenli gemilerin seyahati için, Rüzgar sayesinde o yelkenli gemiler, binlerce sene insanları denizlerde, nehirlerde ve göllerde taşıdılar. Hava o vazifeyi de yerine getirdi. Özellikle seslerin naklinde, bilhassa Telsiz Telefon, Telgraf, Radyo ile konuşmaların ulaştırılmasında, Televizyon kanallarındaki konuşmaların ulaştırılmasında ve şimdi de İnternet yayınları’nın naklinde, Hava, çok umumi binlerce vazifeyi aynı anda yerine getiriyor.

Evet, atmosferde Azot ve Oksijen gibi temelde iki madde var. İlaveten az miktarda Karbon dioksit ve Karbon Monoksit gazları mevcut. Bu basit maddelerden ibaret olan havanın atomları, birbirine benzedikleri halde yeryüzünde yüzbinlerce sanatlarda, Allah’ın sanat eserlerinde, mükemmel bir düzen içerisinde çalıştırılıyorlar. Biz bu çalışmalarını gözümüzle görüyoruz. Demek ki Rüzgarların estirilmesi, Yağmur bulutları, Yağmurun vazifeleri, bütün bu Rabbani hizmetlerde bulutların, rüzgarların ve havanın kullanılması, ancak ve ancak bunları yaratan, varlığı şeksiz ve şüphesiz olan, her şeye gücü yeten, her şeyi bilen, sonsuz ilim sahibi, Yüce Rabb’imizin işidir, icraatıdır diye anlıyoruz. Yağmura tekrar baktığımızda görüyoruz ki bu yağmurun taneleri sayısınca faydaları var, damlaları adedince rahmani hediyeler yağmurda var, gayeler ve maksatlar var… Yağmur katreleri, damlaları o kadar düzenli, o kadar güzel yaratılmışlar ki hususan Yaz mevsiminde gelen Dolu, o kadar ölçülü ve düzenli gönderiliyor iniyor ki fırtınalar ile çalkalanan ve büyük şeyleri çarpıştıran şiddetli rüzgarlar, kasırgalar, o Dolunun dengesini intizamını bozmuyor. Dolu tanelerini çarpıştırıp, birbirine birleştirip, zararlı kütleler yapmıyor. Eğer öyle olsaydı, o dolu tanecikleri birkaç santimetre çapında değil, birkaç metre çapında birleşip, gökten şehirlerin, evlerin ve insanların üzerine inselerdi, dünya üstünde çok büyük tahribatlar yaparlardı. Bunlar gibi çok hikmetli, gayeli, maksatlı işlerde özellikle canlıların içerisinde çalıştırılıyor, hava ve oksijen atomları ve molekülleri… Bu basit, cansız, şuursuz Oksijen ve Hidrojen gibi iki basit maddeden meydana gelen Yağmur Suyu, yüzbinlerce hikmetli, şuurlu ve farklı farklı hizmetlerde ve sanatlarda kullanılıyor, vazifelendiriliyor. Demek ki cisim haline, madde haline getirilmiş aynı rahmet olan Yağmur, ancak RahmanirRahim olan Rabbimizin (sonsuz rahmaniyet sahibi, merhamet sahibi Rabbimizin) gizli rahmet hazinesinde yapılıyor. O Hidrojen-Oksijen Suyu yaratılıyor ve yeryüzüne inmesi ile de Kur’an’daki “yağmuru sizin için yapıp yaratan ve size bir rahmet olarak indiren Allah’tır” ayetini maddeten Yağmur tefsir ediyor. Sonra Gök Gürültüsünü dinliyoruz ve Şimşeğe bakıyoruz, görüyoruz ki : Bu iki atmosfer olayı, Kur’an’ın Ayetlerindeki “Gök Gürültüsü Allah’ı hamd ile tesbih eder” ve “Şimşek de insanların görmesini giderir” bu ayetleri maddeten tefsir ediyor. Hem gök gürültüsü ve şimşek, yağmurun gelmesini haber verip, yağmuru bekleyen muhtaç canlılara, sanki müjde veriyorlar, yağmur geliyor diye haber veriyorlar. Hiçten birden harika bir gürültü ile gökyüzünü konuşturmak ve müthiş bir ışık ve ateş ile bu karanlık atmosferi ışıkla doldurmak, hem de şimşekteki milyonlarca volt gücünde bir elektriği ve aydınlatmayı düşünürsek, hiçten, yani orada bataryalar, piller olmadığı halde, o gökyüzünde milyonlarca volt gücünde büyük alanları ışıkla doldurmak, yeryüzünü dahi aydınlatmak ve dağlar büyüklüğündeki bulutların içerisinde kar ve suyu ve doluyu taşımak ve o taşıyan bulutları Şimşek ile ateşlendirmek, bu çok gayeli, hikmetli, maksatlı ve harika işlerle, sanki Şimşek ve Gök Gürültüsü, gafil insanların başına tokmak gibi vuruyor. “Başını kaldır, bak ! Sen başıboş olmadığın gibi bu hadiseler de başıboş olamazlar. Her birisi çok hikmetli, çok gayeli vazifeler peşinde koşturuyorlar, çalıştırıyorlar.” “Sonsuz Hikmet sahibi bir idareci tarafından vazifelendiriliyor, bulutlar, şimşek, gök gürültüsü ve yağmur görevlendirilmişler” diye şuur sahibi insanlara ihtar ediyorlar. Böylece gökyüzüne, atmosfere, bulutlara, rüzgara, havaya ve yağmura bakarak bunları vazifelendiren ve canlıların ve insanların hizmetine gönderen Sonsuz Kudret sahibi Rabbimizi daha iyi tanımış, bilmiş oluyoruz, imanımız kuvvetlenmiş oluyor…

TEVHİD DELİLLERİ-3
Yeğenimizin “niçin Allah’a inanıyorsunuz ?” sorusuna cevaben üçüncü cevapta Dünya Küresi bizimle konuşacak. Yani Allah’ımızı bize tanıtacak. Dünyamız hal diliyle, yaptığı vazifeler ve harikalıklar ile diyor ki : Gökte, fezada, uzayda, havada ne geziyorsun ? Gel, ben sana aradığını tanıttıracağım. Allah’ı tanıtacağım. Gördüğüm vazifelerime bak ve sayfalarımı oku. Dünya üzerinde bütün hayvanlar alemi bir sayfa, bitkiler, çiçekler alemi başka bir sayfa, dağlar, denizler alemi başka bir sayfa… Pek çok sayfalar mevcut, sanki öyle bir kitap bu Dünya… ve dünya’ya bakınca görüyoruz ki Yerküresi, Arzımız, Dünyamız, bir mevlevi gibi iki tarzda hareket ediyor. İki farklı dönüşü var. Bu iki farklı hareketi, yani Güneş’in etrafında yörüngesinde giderken, yani Güneş’in etrafında dönerken, bir de kendi ekseni etrafında dönerek, iki hareketi birden yapıyor. Böylece günler, seneler ve mevsimler ortaya çıkıyor, bu iki hareketi sayesinde. Güneş etrafında çizdiği geniş bir alanda, o Haşir Meydanı dediğimiz geniş meydanın etrafında dönüyor. Dünya uzay-gemisi canlılardan yüzbinlerce türü uzayda seyahat ettiriyor. Bütün bitkilerin, hayvanların ve insanların rızıklarını, erzaklarını yüklenmiş, onların ihtiyacı olan her türlü malzemeyi içine almış ve uzay denizinde harika, mükemmel bir ölçü, denge ve düzenle Güneş etrafında seyahat ediyor. Dünyamız böyle bir uzay gemisi… Üstündeki sayfalara bakınca görüyoruz ki bütün bu sayfalar binlerce ayetleriyle, bu yerküresinin Rabbini bize tanıttırıyor. Hepsini okumaya vaktimiz olmadığından yalnız bir tek sayfasına yani Canlıların Bahar Mevsimi’ndeki yaratılmalarına ve onların idaresine bakacağız. Bakıyoruz ve gözlerimizle görüyoruz ki 100.000 farklı türdeki canlıların hadsiz, sayısız milyonlarca, milyarlarca fertleri var. Bütün bu farklı farklı milyonlarca canlıların şekilleri, farklı yapıları, suretleri basit bir maddeden, yani onların tohumundan, çekirdeğinden veya yumurtasından yaratılıyor. Bütün bu milyonlarca canlılar, dünya üstünde son derece geniş bir merhametle terbiye ediliyor, idare ediliyor ve besleniyor. Gayet mucizeli bir tarzda bitkilerin tohumlarına ve bazı çiçeklerin tohumlarına kanatçıklar verilmiş, bu kanatçıkları ile uçarak yeryüzünde neşrolunuyorlar ve yayılıyorlar. Bütün bu canlılar şefkat ile besleniyor, her birinin gıdası, yiyeceği, rızkı ayrı ayrı, fakat istisnasız hepsi rızkını buluyor, kendilerine veriliyor, merhametle besleniyorlar. Topraktan çeşit çeşit lezzetli tatlı rızıkları hiçten ve kuru siyah bir topraktan yaratılıyor. Halbuki toprak içindeki o tohumların ve çekirdeklerin hepsi birbirine benziyor, farkları çok çok az. Hepsi Karbon, Hidrojen, Oksijen ve Azot atomlarından meydana gelmiş, akılsız, şuursuz, kör, sağır atomlardan oluşan basit tohumlar… fakat o tohumlardan yüz binlerce farklı renklerde, kokularda, şekillerde ve simetrik mükemmel sanat eseri Çiçekler yaratılıyor. Yüz binlerce farklı yapıda, renkte hayvanlar, basit su damlacıklarından veya yumurtacıklardan yapılıyor, yaratılıyor. Her bahar mevsiminde, sanki bir lokomotifin arkasındaki vagonlara doldurulup da getirilen malzemeler ve gıda gıdalar gibi, gizli bir hazineden yüzbinlerce türde yiyecekler, gıda maddeleri o canlıların ihtiyacı olan şeyler, çok düzenli, lezzetli şekilde yüklenip o vagonlara yani bahar mevsimi dediğimiz vagonlara, canlılara gönderiliyor. Rızıklarını buluyorlar ve besleniyorlar. Özellikle o erzak paketleri içinde yavrulara, bebeklere gönderilen süt konserveleri ve annelerinin şefkatli sinelerinde asılan şekerli süt tulumbacıklarını göndermek, o kadar şefkat ve merhamet ve hikmet içinde, bütün yavrular, bebekler özellikle hayvanların ve insanların yavruları, doğar doğmaz annelerinin sinesinden onlara şekerli tatlı süt gönderiliyor. Bunda tabii annenin bu işi bilerek şuurlu bir şekilde süt imalatını yapamayacağını hepimiz biliyoruz. Ne annenin bedeni, vücudu bu işi bilir ne hücreleri… Demek ki o yavruya şefkat eden, merhamet eden bir Zat, sonsuz ilim ve kudret sahibi, yavrunun doğmasıyla aynı anda, annenin süt tulumbacıklarından o tatlı, beyaz, güzel Rızkı yavrulara gönderiyor. Bu apaçık bir şekilde Rahman ve Rahim olan Rabbimizin gayet şefkatli ve terbiye edici bir rahmeti, hediyesi ve ihsanı olduğunu herkese ispat ediyor. Dünya üstünde bu Bahar sayfası, bütün insanların tekrar diriltilecekleri Haşr, Mahşer, Tekrar Diriliş Meydanının yüzbinlerce örneklerini misallerini gösteriyor. Çünkü kışın ölmüş, kurumuş, hayatını kaybetmiş bütün ağaçlar, bütün çiçekler, otlar Bahar mevsiminde birkaç gün içinde tekrar hayata kavuşturuluyor, diriltiliyorlar. Hayatın belirtileri ve hayatın ispatı olan tomurcuklara, çiçeklere ve daha sonra bir kısmı meyvelere, yapraklara kavuşturuluyorlar. Bütün çiçekler ve ağaçlar, bu şekilde Bahar mevsiminde tekrar hayat ile diriltiliyor. Bu da, o bitkilerden, ağaçlardan binlerce kat daha kıymetli, değerli olan insanların elbette tekrar diriltileceğini isbat eden çok önemli bir delil.. Demek ki dünya ne kadar geniş bir şekilde büyüklüğü ile, genişliği ile o şekilde Dünya Sayfası “La ilahe illa Hu” diyor, Allah’ı bizlere gösteriyor, tanıtıyor. Dünya küresinin sadece bir tek Bahar Sayfasını inceleyebildik. Bütün 20 sayfasını birden incelesek, gözlemlesek, o zaman o kuvvette Dünyanın Sahibini, Malikini, Yaratıcısını rahatlıkla tanıyabiliriz….

TEVHİD DELİLLERİ-4
Yeğenim ile birlikte seyahate devam ediyoruz. Onun sorusu “niçin Allah’a inanıyorsun Dayı?” olmuştu. O sorunun cevabını, Dünya kitabındaki sayfaları teker teker inceleyerek bulmaya çalışıyoruz. Çünkü her sayfayı okudukça asıl hakiki mutluluğun, saadet’in anahtarı olan imanımız kuvvetleniyor. Manevi olarak terakki edip gelişiyoruz. Ve bütün güzelliklerin; mükemmelliklerin esası, kaynağı olan Allah’a iman hakikati bir derece daha inkişaf edip gelişiyor. Allah’a iman hakikati, bizlere, manevi çok zevkleri ve lezzetleri veriyor. Onun için, uzayda, gökyüzünde, atmosferde ve dünyanın mükemmel sayfalarında Rabbimizin varlığının, birliğinin eserlerini gördük. Şimdi dünya üstündeki bir diğer sayfa olan Denizler ve büyük Nehirlerin sayfasını okuyacağız, inceleyeceğiz. Çünkü o Denizler de “bize de bak, bizi de oku, bizi yaratanı sana tanıttıracağız” diyorlar. Denizlere dikkatle, şuurla bakarsak, şunu göreceğiz : Denizler, hayat dolu, sürekli çalkalanıyorlar ama ne dağılıyorlar dünyanın üstünden ne dökülüyorlar ne de karaları ve dünyanın kıtalarını istila ediyorlar. Dünya üstünde Okyanuslar dünyayı kuşattıkları halde ve dünya ile beraber çok büyük bir süratle Güneş’in etrafında seyahat ettikleri halde, hem de dünyanın dönmesine rağmen, bütün bu süratli hareketlere rağmen, denizler, dünya üstünden sıyrılıp uçup Uzaya dağılmıyor. Ne dağılıyorlar, ne de dökülüyorlar. ne de dünyanın kıtalarını kaplıyorlar. Demek ki çok kudretli ve azametli bir Zatın yani dünyanın Sahibinin ve Yaradanının emriyle ve kuvveti ile bu denizler dünya küresinin üstünde duruyorlar, ve muhafaza olunuyorlar. En başta denizlerin Dünya üstünde varlığı, kendi başına Allah’ın kudretini, varlığını ispat eden çok harika bir şey. Çünkü Coğrafya ve Astronomi alimlerinin anlattıklarına ve okuduğumuz Fenlere göre, dünya yaklaşık 4.5 milyar sene önce Güneşten kopan bir parça idi. Rabbimizin kudretiyle, emriyle Güneş’ten koptu, ayrıldı. Fakat Güneşten koptuğunda Dünya da bir ateş küresiydi. Zaman içerisinde Dünyanın soğutulduğunu ve o ateşin soğutularak, karaların, dağların, ateşten daha yoksun, daha serin bir gezegenin yaratıldığını anlıyoruz. Buradaki en büyük mucizelerden birisi de şu : Madem Dünya başlangıçta bir Ateş küresiydi. Daha sonra soğutulsa dahi, üzeri ateşliyken zaten su yoktu, soğuduktan sonra da suyun olmadığını biliyoruz. Halbuki şu anda Dünyanın üstünde alan olarak, dörtte üçü denizlerle dolu, okyanuslarla dolu… Öyleyse ilk yaratıldığı devrede Ateş küresi olan, sonra kuru toprak ve dağlar olan Dünyamızın üzerine milyarlarca ton Suyu yani dünyanın dörtte üçü kadar olan Okyanusları kim getirdi, kim yarattı ? Bize apaçık şekilde o Suyu, Denizi yaratan Zatı gösteriyor. Çünkü madem başlangıçta bu H2O dediğimiz Su ve Deniz yoktu. Demek ki o yok olan Okyanusları getiren bir Zat var. Kendi kendine, tesadüfen, bu kadar çok Suyun Uzayın başka derin noktalarından gelmesi hatta tabiatperestlerin, materyalistlerin iddia ettikleri gibi tesadüflerle, meteorlarla, gök taşlarıyla ve göktaşlarının üstündeki donmuş buz ve su parçalarının hepsinin birden, milyonlarca milyarlarcasının birden Dünya üstüne çarpmasıyla olacak şey midir ? Buna acaba en ahmak bir insan dahi inanabilir mi ? Tesadüflerle milyonlarca göktaşının dünya üstüne Su getirmesi ile bu suların birikip Okyanus olması mümkün müdür ? Böyle bir tesadüfün, trilyon kere trilyonda bir ihtimali yoktur. Demek ki materyalizm ve ateizm, inançsızlık, ve inkar, insanı son derece ahmak canavar bir hayvan haline getiriyor. Şayet o milyonlarca göktaşıyla o Su taşındıysa, bir taşıyan vardır. Dünyaya onlar çarptırıldıysa, bir çarptıran vardır, getiren vardır. Fakat bütün kainatın kürelerini, yıldızlarını, gezegenlerini yaratan Kudret için, Dünya üstünde Hidrojeni ve Oksijeni yaratıp, bu hidrojen ve oksijeni birleştirip, su ve Denizi yaratmak elbette bir tek “Kün” emri, “Ol” demesiyle olacak bir kolaylıktadır. Ta Uzayın derinliklerinden milyarlarca meteorlarla taşımasına ihtiyaç elbette yoktur. Bir tek emriyle bütün bir Küre-i Arzın üstünü Okyanuslarla doldurabilir ve doldurmuştur. Demek ki Ateş küresi olarak başlangıçta yaratılan Dünyamızın, daha sonra yüzeyinin dörtte üçünün Okyanuslarla doldurulması başlıbaşına Okyanusların ve Dünyanın Malikini, Sahibini, Rabbini bizlere tanıtıyor, gösteriyor.

Denizlerin içlerine baktığımız zaman görüyoruz ki gayet güzel, süslü püslü, harikulade cevherler var. Mercanlar, Taşlar, farklı farklı renklerde binlerce Taşlar… Onlardan başka binlerce çeşit Hayvanların denizlerin içerisinde yaratıldığını görüyoruz. Bütün bu hayvanların rızıkları, idareleri, beslenmeleri yerine getiriliyor. Her birisinin yaşam müddetleri farklı. Hepsi yumurtalardan yaratılıyor, belli bir süre yaşayıp ölüyorlar, başka balıklara ve hayvanlara, denizlerde yaşayan diğer canlılara rızık oluyorlar. Bütün denizlerin ve okyanusların içindeki bu sistem o kadar düzenli ki bu binlerce farklı farklı türdeki balıklar basit bir kum ve acı bir sudan rızıklarını buluyorlar. Bu suyun içerisinde hatta gözle görülmeyen mikroskobik canlılar yaratılmış, balıkların büyük bir kısmı bu mikroskobik canlılarla besleniyorlar. Daha büyük olan balıklar da daha ufak balıklarla beslenerek rızıkları onlara hazır bir şekilde veriliyor. Bütün bu sistem o kadar mükemmeldir ki apaçık bir şekilde yüce Rabbimizi ve Sonsuz Kudret Sahibi ve Sonsuz Merhamet Sahibi Allah’ı bizlere isbat ediyor, gösteriyor.
Sonra dünya üstündeki Nehirlere bakıyoruz, görüyoruz ki o nehirlerde o kadar çok faydalar, vazifeler, gelirler ve giderler yaratılmış, o kadar hikmetli, gayeli, maksatlı bir şekilde o Nehirler idare ediliyor… Bütün ırmaklar, pınarlar, çaylar, büyük nehirler, Celal ve İkram Sahibi Rahman’ın, Rabbimizin rahmet hazinesinden çıktıklarını ve öylece aktıklarını bize isbat ediyorlar. Bu nehirlerin başlangıç noktaları olarak hepsi dağların altında depolanmışlar, dağlardaki o depolarından akarak Dünya üstünde canlıların faydasına ve onların hayatına gerekli olan Suyu getiriyorlar. Denizlerin ve Nehirlerin pek çok vazifelerinden sadece birkaç tanesini görmüş olduk. Bu da bize denizlerin büyüklüğü, genişliği kuvvetinde Rabbimizi tanıtıyor. Denizlerdeki mahluklar, yaratıklar adedince şahitler gösteriyor Allah’ın varlığına ve birliğine… Bütün denizlerin ve nehirlerin hepsi birden “Allah” diyor, “La ilahe illallah” söylüyor…
TEVHİD DELİLLERİ-5
Yeğenimin sorduğu “niçin Allah’a inanıyorsun?” sorusuna cevaben, Dünya üstündeki değişik sayfalardan şimdi Dağlar ve Sahralar sayfasında fikri bir seyahat yaparak, o Dağ ve Sahralar sayfasını okumaya çalışacağız. Evet dağlara baktığımız zaman görüyoruz ki dağların çok genel, umumi, büyük vazifeleri var. Umumi hizmetleri var. Bu kadar büyük, azametli, hikmetli ve çok gayeler içinde çalışıyor, vazife görüyorlar ki akılları hayret içinde bırakır. Mesela Dağların Yeryüzünden Allah’ın emriyle çıkmaları, yükselmeleri sayesinde Yeryüzünün içindeki heyecanlanma ve hiddet diyebileceğimiz o olaylar sükunet buluyor. Hepimiz biliyoruz ki yeryüzünün üstünde okyanuslar, denizler, karalar var. Ama şöyle 5-10 kilometre aşağı indikten sonra, yer kabuğunun altı aslında bir ateş denizi… Yumuşak ve yarı sıvımsı bir Magma Tabakası binlerce kilometre derinlikte ve binlerce derece sıcaklıkta, Magma dediğimiz Ateşten malzemelerin üstünde yaşıyoruz. Dünya insanları, hayvanları ve canlıları olarak, ince bir Yerkabuğu üstündeyiz. Bu Yerkabuğu, bazı yerlerde 5-10 kilometre, bazı yerlerde 20 kilometre kalınlığında bir yer kabuğu. Halbuki o kabuğun altında Dünyanın merkezine kadar 10.000 kilometre boyunca bir sıvı Ateş denizi var. Dolayısıyla bütün Yerkabuğu, Ateş denizi’nin üzerinde.

Dağlar sayesinde yeryüzü, yerkabuğu, dünyamız nasıl sabitleşiyor, sakinleşiyor ? Çünkü Cenabı Hak, dağların bir kısmında Volkan dediğimiz yanardağlar yaratmış. Bu yanardağların üstünden, kraterlerinden, yeryüzünün içindeki hiddetlenmeler, patlamalar, bombalar o yanardağların bacasından dışarı fışkırarak sükunet buluyor. Yerin altındaki o ateşler dışarı püskürmekle, böylece Yerkabuğu bir sükunete, nisbeten sabit, sarsıntısız bir hale ulaşıyor. Şayet o yanardağ ve volkanlarla dünya teneffüs etmeseydi, zararlı olan sarsıntılardan dolayı ve zararlı zelzelelerden dolayı yeryüzünde hiç kimse yaşayamazdı. Şimdi dahi insanlar, zelzele ve depremlerde çok zarar görüyor. Halbuki hiçbir Yanardağ ve Volkan yaratılmamış olsaydı, Yerkabuğu dediğimiz Yeryüzü, sürekli sarsılan, titreşen bir halde olacaktı. Yeryüzünde yaşayan canlıların ve insanların istirahatleri ve rahat bir yaşam geçirmeleri ancak Dağlar sayesinde mümkün oluyor. Hem Volkan ve Yanardağlar hem de yüksek dağlar ile Yerkabuğunda bir denge kurulması sayesinde, kısmen sabit bir yeryüzünde yaşayabiliyoruz. Nasıl ki Gemiler denizde ve okyanusta giderken, onların dengesini sağlayan direkleri vardır. O denge bozulmaz ve bu sayede gemiler batmaz. Onun gibi, Dağlar da Yeryüzü gemisinde bu manada direkler gibi denge sağlayan, sarsıntılarla Yeryüzünün bozulmasını, kırılmasını önleyen, o Dağlar olduklarını Kur’an’ımız çeşitli ayetleriyle izah ve ferman ediyor. Bundan başka, Dağların içinde bütün canlılara lazım olan her nevi kaynaklar, madenler, sular, maddeler, mineraller ve ilaçlar yaratılmış. Hem o kadar hikmetli, gayeli, yüzlerce, binlerce hikmetler içerisinde yaratılmışlar ki ancak bunun ikram edici bir idarecinin işi olduğunu anlıyoruz. Çünkü Dağların içinde bu madenler, mineraller, sular depolanmış, hazırlanmış. İnsanların ve hayvanların kullanımı için hazırlamışlar. Bu depolama ve hazırlama, apaçık bir şekilde Kudreti, Gücü Sonsuz Allah’ı gösteriyor. Her şeyi pekçok hikmetlerle, gayelerle yaratan Allah’ın hazineleri, depoları, ambarları olduğunu ve Dağların, Allah’ın emriyle bizlere hizmetkar olarak yaratıldığını anlıyoruz. Sahralar ve Dağların, dağ kadar vazifeleri var, hikmetleri var. Biz sadece bunlardan iki tanesini yani Dağların madenler, mineraller ve sular için depo vazifesi olduklarını ve aynı zamanda Dünyanın dengesini sağladıklarını incelemiş olduk. Bilim adamlarının ve özellikle jeofizikçilerin söylediklerine göre Dünyanın en büyük Sahra ve çöllerinin altında, genelde 5-6 kilometre altında, Aquifer denilen su depoları yaratılmış. Yani üstü çöl, fakat çölün 6 kilometre altında kıtalar ve ülkeler genişliğinde su depoları yaratılmış ki bu su depolarından insanlar zamanı gelince istifade edebilecekler. Bu Su depolarının bir kısmı da zaten Yeryüzüne daha yakın derinliklerdeki su depolarına bağlantı yapıyor ve oralardan insanlar pınarlardan veya artezyen ile veya kuyular açarak sularını çekip istifade ediyorlar. Buna ilaveten, Sahraların, çöllerin altında insanların en önemli ihtiyacı olan Petrol ve Doğalgazın da yaratılıp, depolandığını, özellikle Arabistan ve Ortadoğu çöllerinin altında bol miktarda Petrol ve Doğalgaz olduğunu hepimiz biliyoruz. Yani Sahralar ve Dağlar, Rabbimiz tarafından yaratılmış en büyük depo ve ambardırlar. Bunu görünce Dağların ve Sahraların “La ilahe illa Hu” dediğini Tevhidi ders verip, Allah’ı tanıttığını, dağlar kuvvetinde ve büyüklüğünde görüyoruz…
TEVHİD DELİLLERİ-6
“Niçin Allah’a inanıyorsun Dayıcığım ?” diye soran Yeğenimize verilen cevaplara, akıl ve fikir ile seyahatimizde devam ediyoruz. Kainatta ve Dünya üstünde, marifetimizi ve imanımızı artıracak delilleri topladıktan sonra, sırada Hayvanlar ve Kuşlar alemi var. Bu aleme girdiğimizde görüyoruz ki yüzbinlerce ayrı ayrı seslerle ve çeşit çeşit dillerle hayvanlar ve kuşlar bizi alemlerine çağırıyorlar, buyurun diyorlar. Ve o aleme girdiğimizde görüyoruz ki bütün Hayvanat ve Kuşların bütün türleri, farklı farklı ırkları, milletleri, hepsi bize Allahı tanıtıyorlar. Kendilerini yaratan Halıkı bildiriyorlar, hepsi birden “La ilahe illa Hu” diyorlar. Sanki Yeryüzü bir büyük zikirhane olmuş ve Yeryüzünde bütün bu hayvanat ve kuşlar “La ilahe illa Hu” ve “La ilahe illallah” şeklinde zikrediyorlar. Yaptıkları vazifeler ile ve vücutlarının üstlerindeki sanatların dilleriyle zikir ve tesbih ediyorlar. Her bir Hayvan, her bir Kuş, Rabbimizin bir kasidesi, bir kelimesi, çok manalı Rahmani bir harf gibi kendindeki sanatın Sanatkarını sıfatlarıyla tanıtıyor. Bu hayvanların ve kuşların her birinin farklı duyguları var, kuvveleri var, vücutlarındaki sistemler, organlar ve cihazlar farklı farklı. Her türün değişik azaları, aletleri var. Gagaları, pençeleri, kanatları ve tüylerinin renklerindeki boyaların farklarına kadar, bütün bu Hayvan ve Kuşların çok düzenli, çok mükemmel, kusursuz sanat eserleri olduğunu gözlerimizle görüyoruz. Demek ki bütün bu Hayvanat ve Kuşlar kendilerini yaratan ve rızıklarını veren Allah’a şükür içindeler ve o Yaradanın varlığına ve birliğine şehadet ediyorlar, şahitlik ediyorlar, kesin delillerle bize o Zatı isbat ve ilan ediyorlar. Bunlardan bir tanesi, bu hayvanların ve kuşların vücut yapılarındaki son derece hikmetli, gayeli icad ve tasarımdır. Onların mükemmel organları, yapıları, renkleri, sesleri, konuşmaları, kesinlikle serseri tesadüfe veya kör kuvvete, enerjiye, veya şuursuz tabiata verilemez. Bu kadar yüz binlerce farklı dizaynda, tasarımla, sanatlı yaratılan Kuşlar ve Hayvanlar, serseri tesadüfün, kör kuvvetin, şuursuz tabiatın işi olamaz. Çünkü bu Hayvanat ve Kuşları bu sanatlı, renkli şekillerle tasarlamak ve son derece farklı farklı vazifeler ile yaratmak, sonsuz bir ilmi gösterir, inşa kabiliyetini isbat eder. Bu işi yapan Yaradanın ilmini, hikmetini, gayeli ve maksatlı yaptığını, iradesinin tecellisini gösterir. Bütün hayvanlara, kuşlara ruh vermek, onları ruh ile hayatlandırmak, öyle bir hakikattir ki ruh sahibi milyonlarca, milyarlarca hayvanlar adedince şahitleri bulunan apaçık bir bürhan ve delildir. Bu milyarlarca Kuşların ve Hayvanların hayat ile canlandırılması, kendi hayatı Ezeli ve Ebedi olan ve Hayy sıfatına sahip Rabbimizin varlığına, birliğine ve 7 sıfatına ve onun vahdetine, birliğine en büyük şahitlerdir.

Demek ki Hayvanat ve Kuşları, yüzbinler farklı şekillerde, renklerde, seslerde yaratmak ve onlara ruh ile hayatı vermek, kendisi Ebedi ve Ezeli hayat sahibi bir Zatın varlığını, birliğini, ve 7 sıfatını isbat edip gösterir. İkincisi, bu kadar yüzbinlerce farklı türde Hayvanat ve Kuşların her birinin yüzü farklıdır, simalarında alamet-i farika var. Yani her türü diğerlerinden ayıran bir yapı var. Bir Atmaca, bir Şahin’e veya Kartal’a benzemiyor. Onların uzmanları, zoologlar, Atmaca’ya bakınca Atmaca olduğunu, Kartal’a bakınca Kartal olduğunu anlıyor. Hatta hangi tür Kartal olduğuna kadar kitaplarına kaydediyorlar. Demek ki bu hayvanatı alamet-i farikalı bir şekilde simalarını, vücutlarını farklı hususiyetlerde yaratmak, her şeyi bilen, her şeye gücü yeten, ilmi sonsuz bir Yaratıcıyı gösterir. Hem bu Hayvanatın ve Kuşların ziynetli, süslü şekilde yaratılmaları ve bütün vücutlarında ve kanatlarındaki simetri, ölçü, ve şekil olarak intizamlı, kusursuz bir düzende yapılmaları, bütün türlerin birbirinden farklı farklı olmaları, farklı süslemelere sahip olmaları, farklı şekillere sahip olmaları, o kadar büyük ve kuvvetli bir hakikattir ki gücü her şeye yeten, ilmi her şeyi bilen, sonsuz kudret ve ilim sahibi Allah’tan başka hiç kimse, hiçbir şey, bu hayvanatın, kuşların Sahibi, Yaradanı, Tasarımcısı, Sanatkarı olamaz. Böyle bir şeyin imkan ve ihtimali yoktur. Üçüncü olarak da, bütün hayvanat ve kuşlar ister memeli olsun, ister yumurtadan doğuyor olsun, mesela yumurtadan doğanları göz önüne alalım. O yumurtalar birbirine benzer, birbirinin aynısı gibi veya aralarında çok az fark olan yumurtalardan, yumurtacıklardan ve nutfe denilen su damlalarından o hadsiz, sayısız hayvanların, yüz binler çeşit çeşit tarzlarda yaratılmaları, o basit yumurtalardan veya nutfelerden binlerce farklı şekildeki hayvanların çıkartılması en büyük mucize ve harikadır. O yumurtalarda Karbon, Azot, Hidrojen ve Oksijen olarak 4 ana elementin olduğunu biliyoruz. Bu 4 Elementin akılsız, şuursuz atomlarını kullanarak, yüz binlerce farklı suretlerin, şekillerin, renklerin ve yapıların, gayet düzenli, dengeli, ölçülü ve hatasız bir şekilde o Hayvanların ve Kuşların, o yumurta veya nutfelerin içinde hazırlanıp çıkartılması, öyle bir hakikattir ki o hayvanlar adedince delilleri ile Allah’ın varlığını, birliğini, sonsuz kudretini isbat eder, aydınlatır… İşte bu üç büyük hakikati birden düşünürsek, Hayvanların bütün türlerini aynı anda hayal edebilirsek, bütün Hayvanat hep beraberce, “La ilahe illa Hu” dediklerini ve Allah’ın varlığına, birliğine şehadet ettiklerini anlayabiliriz. Sanki bütün Yeryüzü büyük bir insanmış gibi büyüklüğü nispetinde, bütün Yeryüzü üstündeki bütün hayvan türlerini kasdederek, “La ilahe illa Hu” diyorlar. Kendilerini yaratan Zatı, semavat ehline, uzayda yaşayan Meleklere ve Ruhanilere dahi işittirecek kuvvette, kendi Yaradanlarını ilân ve isbat ediyorlar. Demek yeryüzündeki yüzbinler farklı Hayvanat ve Kuş türleri Rabbimizin varlığının ve birliğinin binler delillerinden büyük bir delilidir… Büyük İslam Alimi, Bediüzzaman Said Nursi Hz’nin (1877-1960) “Ayet-ül Kübra” Risalesi’nden aldığımız bir dersi genç öğrenci kardeşlerimize izahlı ve resimli şekilde aktardığımız bir iman dersidir.
Hazırlayan : Ali Konevı
Bir yanıt bırakın
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.