İnsan ölümcül bir kaza neticesinde, vücut azalarından hiçbirini kımıldatamaz hale gelirse ne düşünür? Parmağını bile kımıldatamaz, burnuna konan sinekten rahatsızlık duyar fakat onu kovamayacak durumda olursa neler hisseder?
Konuşulanları işitir fakat cevap veremez. Düşünür ve hayaller kurar, tek gözüyle görür ve sadece bir göz kapağının hareketiyle insanlarla iletişim kurabilirse neler anlatır?
Böylesine ciddi bir soruna rağmen işiyle ilgilenen bir iş adamını yıllar önce tanımıştım. Nadir de olsa bu zor duruma mukavemet ederek yaşayan insanlar var. Hatta göz kapağı işaretleriyle, duygu ve düşüncelerini ileterek kitaplaştıran bile var. Jean D. Bauby bütün bu zor şartlara rağmen hissettiklerini, düşünce ve hayallerini kitabı aracılığıyla paylaşan bir insan.
Bauby, pek çok insanın özendiği imkâna sahipti. Hazlarının peşinden koştuğu bir yaşam tarzını seçmişti, birçoğumuz gibi. Manevi değerleri umursamayan alaycı bir yapısı vardı.
Her şey yolunda gibi görünüyordu. Tâ ki, 1995 yılının sonlarına doğru başına bir kaza gelene kadar. Haftalarca komada kaldı. Komadan çıktığında vücudu “kilitlenme sendromu” etkisindeydi.
Dalgıç elbisesi içinde, hiç hareket edemeyen biri gibi hissetmektedir kendini. Konuşma, yemek yeme, nefes alma fonksiyonlarını kaybetmiştir.
Düşünce ve hayalleriyle ise bir kelebek gibidir. İşitir, sorgular, üzülür ve sevinir. Tek göz kapağı ile iletişim kurar, hasta bakıcısıyla. Göz kapağını bir sefer kapamak “evet”, peşpeşe iki sefer kapamak “hayır” demektir. Alfabe harfleri söylendiğinde, göz kapağı işaretiyle onayladığı harflerle kelimeler, cümleler kurar.
Komadan çıktıktan kısa bir süre sonra kitap yazmaya karar verir. Hangi durumda olursa olsun insanın yapabileceği bir şeyler vardır. Bazı zamanlar ter döken bir halterci gibi gözkapağı yorgun düşse de, gayret eder. Cesaret, azim ve sabır bir sene sonra meyvesini verecektir. Kitap yayınlanır. Milyonlarca insana ulaşan, ışık tutan ve ibretle düşünmeye sevk eden şu cümleler kitapta yer alır:,
– Simsiyah bir sinek burnuma konuyor. Uçsun diye kafamı sallıyorum. O ise daha sıkı tutunuyor. Olimpiyat oyunlarında seyrettiğim güreş müsabakaları bile bu denli zorlu değil.
– Acaba önceden sağır ve kör müydüm, yoksa insan karşısındakinin gerçek yüzünü görmek için felaketin keskin ışığına mı ihtiyaç duyuyor?
– Hırslı ve birazda alaycı olan, bu zamana kadar hiçbir başarısızlığı olmayan biri gün gelir ıstırabı öğrenir. Kesin gözüyle baktığı her şeyin yıkıma uğradığını görür ve yakınlarının aslında birer yabancı olduğunu keşfeder.
– Gelen bazı mektuplar basitçe geçip giden zamanı vurgulayan ufak olaylardan bahsediyor. Alacakaranlıkta budanan güller, Yağmurlu bir pazar günü tembelliği, uyumadan önce ağlayan bir çocuk. Anı yakalayan bu hayat parçacıkları, bu mutluluk rüzgarları beni hepsinden daha çok duygulandırıyor.
– Her şey gri, sessiz ve bitikti: gökyüzü, insanlar, toplu bir gerginlik yaşayan şehir… Hiçbir şey bilmemesine rağmen çok şey söyleyen yüz ağızlı ve bin kulaklı şehir beni zaten gözden çıkarmıştı.
– Televizyondaki bir reklam şu soruyu soruyor ve cevap vermemizi öneriyor: zengin olmak için mi yaratıldınız?
***
Fransa’nın önde gelen gazetelerinden Le Figaro, Bauby’nin kitabını göklere çıkarmıştı…
Her şeye rağmen, hayata göz kırpabilmek, zorluklarla baş edebilmek, olağanüstüydü gerçekten.
***
Bir ara küçük bir gelişme gözlemlediklerinde doktorlar heyecanla etrafına toplanmışlardı. “Bir mucize bu” diyorlardı.
Jean’ın yaşadıklarını ilgi ile takip eden ve ders alan dünyanın dört bir yanındaki insanların bir çoğu düşündükçe ve kendi bedenlerine baktıkça binbir mucizenin varlığını hatırlıyordu.
Kimisi de yeni yeni farkına varıyordu.
Bir ona, bir de kendilerine bakıyorlardı. Nefes almak bir mucizeydi. Bir lokmayı yutmak, bir parmağı kımıldatmak, yürümek, koşmak, konuşmak. Her biri gerçekten birer mucizeydi. Esen rüzgar, yağan yağmur, açan çiçek, düşen yaprak, göz kırpan yıldıza göz kırpabilmek…
Beyin, kalp gibi hayati organlar bir yana, bir göz kapağı bile mucizeydi.
Bilmek yetmiyordu. Hatırlamak da gerekiyordu. Bauby’nin yaşadıkları, her şeye rağmen yaşanmaya değer bir hayat olduğunu ve verilen sayısız nimetlerin varlığını diğer insanlara ibretle hatırlatmıştı. Farkında olmak ve hatırlamak, körleşmekden sıyrılmaktı.. Bazen bir kelime yetiyordu hatırlamak için. Bazen, bir musibetin keskin ışığında, sadece bir tek gözün açılması yetiyordu..
Hakikat; hayatın farkından sonra başladığıydı..
Hayatın yaşanmaya değer olduğunu fark ettikçe hissedilen bir şeydi mutluluk.
***
Bauby, kitabını noktaladığı veda cümlesinin yayınlanmasından on gün sonra dünyadan ayrıldı. Milyonlarca insanı düşündüren ibretli anıları geride bırakarak…
– Acaba bu evrende beni bu dalgıç hücresinden kurtaracak bir anahtar var mıdır? Ya da son durağı olmayan bir metro? Peki özgürlüğümü geri alabileceğim, satın alabileceğim bir para? Sanırım başka yerde aramam gerekiyor bunları. O zaman ben gidiyorum.
Çok teşekkür ediyorum
Adnan bey
Çok iyi geldi
Bir tokat gibi
Sabah sabah