Dünya sarayının büyüleyici çatısı: ATMOSFER

Tam Otuz yıl saatim işlemiş ben durmuşum,
Gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum.. N. Fazıl Kısakürek
     
                                                  

Nefes almaya başladık, doğar doğmaz . Gün geldi, gök gürültüleri işittik. Bitki kökleri gibi göğü  yaran parlak ışıklarla, yağmurla, karla, doluyla tanıştık. Kâh meltem rüzgarlarını, kâh sert iklim şartları yaşadık veya bir şekilde haberdar olduk. Tan vakti, güneş ışınlarının bulutlardaki hercai yansımalarını seyrettik. Aynı anda dünyanın başka yerlerinde  günbatımını seyrediyordu birileri.
Renk cümbüşü, yerini yavaş yavaş gecenin karanlığına bırakıyordu. Dünya döndürülüyor ve yerkürenin bir yanında tan vakti temaşa ediliyor. Diğer yanında gurup manzaraları… Atmosferdeki dekorlar sürekli tazeleniyordu.

Bazen yağmurlardan sonra gökkuşağını seyrediyorduk. Kısa bir müddet görünüyor ve kayboluyordu büyüleyici gizemi. Fakat anbean birileri görüyordu gökkuşağını. Gökyüzünden hiç eksik olmuyordu. Her an değişiyordu tablolar.
Gündüzleri genelde gökyüzü maviydi. Bulutlar beyazdı, griydi, aydınlıktı, gölgeliydi.. Sümbüli havada koyu renkli bulutlar da geçerdi zaman zaman.

Bu yaşadıklarımız ve daha fazlası atmosferde gerçekleşiuordu. Her an değişen, yenilenen, farklı güzelliklerin sergilendiği bir atmosfer içindeydi insan. Öteden beri. Renkler, desenler,yansımalar, aydınlıklar, karanlıklar, sesler, nefesler,.hava akımları atmosferde sürekli yer değtiriyordu. Havamız değişiyordu daima.
Bunların ötesini görenler de  vardı, sıradanlaştırnlar da.
Bir çoğumuz, çoğu zaman gökyüzünden habersiz, uçurtma uçuran çocuklar gibiydik.

Balıklar suda yaşar ama sudan habersiz. Kuşlar, kuşcuklar atmosferde kanat çırpar. Ne kadar haberdar atmosferden.
Dilerseniz biz onlardan farklı gözlerle baktığımız atmosfere bir daha, bir daha bakalım.
*** 
Sıradanlık Baktıklarımızda değil, Bakışımızda…

Atmosfer; yeryüzünü çepeçevre kuşatan, olağanüstü güzellikte bir gaz okyanusu. Bin km. cıvarında yüksekliğe uzandığı belirtilen yapısında farklı katmanlar var. Dünyada onsuz olamayacağımız ve nerede bittiği konusunda farklı görüşlerin olduğu bu gaz okyanusu içinde yaşıyoruz.

Atmosfer bir yönüyle de dünya sarayının eşsiz çatısı.
Bu harikulade çatının önemli görevlerinden biri, uzayın öldürücü tesirlerinden gezegenimizi korumak. Meteorlardan, kozmik radyasyondan korunmamızı sağlıyor.
Dünya sıcaklığının ayarlanmasına yardımcı oluyor.
Kısacası atmosfer dünyadaki canlılar için çok önemli özellikler taşıyan bir mucizevi tasarım.
***

En Uygun Oran…

Atmosferdeki oksijen miktarı, canlıların yaşaması için gereken en uygun oranda. Bu oranının dengede kalması, mükemmel işleyen bir sistem ile gerçekleşir.
Hayvanlar ve insanlar oksijen tüketir, karbondioksit üretir. Bitkiler ise bunun tam tersini yapar. Karbondioksit oksijene çevrilir ve canlılığın devamı sağlanır. Her gün milyarlarca ton oksijen bu israfsız çevrimle atmosfere bırakılır.
İnsanlar ve hayvanlar, bitkilerle birlikte oksijen üretseydi, atmosferdeki oksijen oranı kısa bir zaman içinde çok artardı. Küçük bir kıvılcımın yol açacağı felaket dehşet verici olurdu. Dünyanın sonunu getirirdi.

Atmosferde %78 oranında azot, % 21 oranında oksijen bulunur. % 1 lik kısmında ise; hidrojen, karbondioksit, argon ve diğer gazlar var.
Bu oran %21 yerine, %22 olsaydı, tek bir yıldırımla orman yangınları başlardı. Hele %25’ten yukarılara çıksaydı, yeryüzü dev yangınlarla kavrulurdu.

Atmosferdeki oksijen miktarının ideal oranda olması elbette tesadüf değil. Tehlikelerden korunmamıza ve faydalardan istifademize hizmet ettirilmesi, harika bir yaratılış mucizesi.
“Tesadüf ile düzen birbirine zıt şeylerdir. Fayda gözetilerek devam eden bir sistem tesadüfen olamaz.” diyordu, Prof. Dr. Kâzım Uysal.

Şu dünyadaki sayısız varlığın etkilediği ekosistemdeki muhteşem denge akıllara durgunluk verecek boyutta. Azot ve oksijen çevrimi büyüleyici mükemmellikte.
Bu muazzam dengeler nasıl sağlanıyor? 
Ancak bu sistemi var eden, her şey ilim ve kontrolünde olan bir Zât olmalıdır ki bu denge kurulabilsin.
***

Atmosfer Canlıları Tanıyor Mu?

Oksijenin vücudumuzdaki yolculuğunda da görünür ki; atmosferdeki oksijen oranı ideal seviyede.
Eğer daha az olsaydı hücreler beslenemezdi. Zira özellikle beyin hücrelerimiz 3-4 dakika oksijensiz kalınca ölmeye başlar.
Daha fazla olsaydı, hücreler zarar görürdü. Fazla oksijen, hücrelere zarar veren “serbest oksijen radikalleri” denilen maddeleri ortaya çıkarır. Bu da hücrelerin DNA’sını bozar. Mekanik solunum cihazlarıyla, uzun süre yüksek oranda oksijen verilen hastalarda bu olay yaşanır.

Sağlıklı nefes alabilmemiz için akciğer, kalp ve tüm damarlarda akan kandaki hormonal akışın denge içinde çalışması gerekir. Atmosferin mevcut şartlarındaki denge, yaşamımız açısından çok hayati bir önem taşır.

Kalp, tüm vücuda her dakikada yaklaşık 80 kez kasılıp gevşeyerek, 5 litre kadar kan pompalar. Bu sayede hücrelere anbean gerekli oksijen taşınır. Böylece kanda, hemoglobin tarafından taşınan oksijen, kendisini bekleyen hücrelere ulaştırılır. Oksijenin hücre içi serüveninde, atmosferin gaz oranlarındaki bu dengenin vazgeçilmez bir rolü vardır.
***
Atmosfer, mevcut yapısındaki ozon tabakasıyla, uzaydan gelen ölümcül morötesi (ultraviyole) gibi zararlı ışınları büyük ölçüde tutar. Faydalı ışınlara, radyo dalgalarına, görünür ışığa ve az oranda ultraviyole ışınlarına izin verir. Böylece, bitkilerin fotosentez yapmaları, bütün canlıların varlıklarını sürdürmesi ve gezegenimizde canlılığın devam etmesi mümkün olur.

Atmosfer; güneş ışınlarının özelliklerini bilmez. Canlıları tanımaz ve ihtiyaçlarının farkında değil. Düşünüp, şefkat edip de bu hali almış olamaz.
Canlıların varlığı ve devamı ise; sevgi, merhamet, ilim, irade, hikmet yansımaları ile mümkün. Hâlbuki, bu özelliklerden hiç biri atmosferde yok. Şuursuz olan atmosferden şuurlu işler yapması beklenemez.
***

Rastgele Olması Mümkün Mü?

Her şey bir ölçü ve denge içinde.
Eğer yerçekimi daha güçlü olsa, dünya atmosferi çok daha fazla amonyak ve metan biriktirir, bu da yaşamı çok olumsuz etkilerdi.  Atmosferdeki yoğun gaz ve artan gaz basıncı yüzünden hayat imkânsız hâle gelirdi.
Şayet yerçekimi daha zayıf olsa, atmosferdeki gazlar uzay boşluğuna kaçardı. Bu atmosfersiz bir dünya demekti Yaşamamız mümkün olmazdı.

Bu mükemmel faaliyetlerin ve dengeli yapının rastgele olması, hiç ama hiç mümkün değildir. Planlı bir düzenin kendi kendine olması imkânsızdır. Bütün açıklık ve netliğiyle görüyoruz ki; dünya sarayı muhteşem sistemlerin iç içe çalıştığı muazzam bir tasarımdır.
İnsan ise adeta, ilim ve kudret iplikleriyle dokunan bu merkezi nakışın ortasında yer alır. Bu
nakıştaki her şey israfsız hikmetle, ilmek ilmek dokunur. Her nakış nakkaşı, her tasarım tasarlayanı akla gösterir.
***
Numuneler Burada, Asıllar Orada…

Gökkuşağının farklı güzellikleri, bulutlardaki hercai yansımalar, kutuplardaki aurora şöleni, rüzgârlar, yağmur, kar ve şimşeklerin ses, ışık gösterileri atmosferden hiç eksik olmuyor. Her an yerkürenin değişik yerlerinde hayranlıkla seyrediliyor. Harika güzellikler ve bazen korku ve ümit veren hikmetli özelliklerle donatılmış. Hortumlar, kasırgalar, dolu yağışları da yer alıyor.
Dünyayı yaratanın sınırsız ilim ve kudreti, sonsuz celal, cemal ve hikmetiyle var ettiği mükemmel bir yapı.
Ve biz burada her şeye gücü yeten, her şeyi gören ve bilen, noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah’ın ilim, rahmet, adalet ve iradesinin yansımaları içinde yaşıyoruz.

Gökyüzü, dünya sarayına öyle harikulade güzellikte bir çatı yapılmış ki, gönül ehline;
“ Ey Allah’ım, ahirete kıyasla şu dünya bir zindan hükmündedir. Senin zindanının çatısı bu kadar güzelse,  oradaki bahçelerinin çatısı ne kadar güzeldir.” dedirtir.
Dedirtir ya, numuneler burada, asıllar orada. Ahiretin güzel ve özel bir şantiyesidir, bu dünya.

Dostoyevski de bir başka açıdan bakıyor ve sormaktan kendini alamıyor:
– Nasıl oluyor da böyle bir göğün altında türlü türlü suratsız, kaprisli insan yaşayabiliyor?
***

İnanmayan Astronom Delidir”

Astronomi ile uğraşanlar için E.Young İnanmayan astronom delidir. diyor.
Haksız da sayılmaz. Çünkü; Nasa’daki astronomlar da, uzaya gönderilen mekiklerdeki astronotlar da; “Bu mekik şans eseri oluşmuştur” demez. Bu bilinç seviyesindeki birinin dünya gemisi için de “şans eseri oluşmuştur” demesi beklenmez elbette.
Kaldı ki; binbir dengeden biri olmasa varlığı mümkün olmayan dünyanın mükemmelliği uzay mekiği ile kıyaslanamaz bile.
İnsanın yapmaya gücünün yetmediği bu gezegeni gören ve iyice tanıyan aklı başında hiç kimsenin, dünya gemisinin bir yaratıcının eseri olduğunda tereddütü olmaz. İlim ve kudreti sonsuz, rahmet ve adaleti nihayetsiz bir yaratıcı olmalıdır ki bu mucizevi işler olabilsin.

Atmosferdeki büyüleyici yapı üzerinde dikkatle durup düşünmemiz gerektiğini gündeme getiren başka gelişmeler de yaşanıyor. Bütün bunlar atmosfer ve biyosferdeki mucizevi sisteme daha fazla dikkat çekiyor.
Mesela; şubat 2021’de Nasa’nın moxie aracının başarıyla Mars’a indirilmesi önemli bir gelişmeydi. Bu araçta, bir astronotu 10 dakika sağlıklı tutmaya yetecek oksijen üretilmiş olması medyada genişçe yer aldı. Tebriği hak eden bir başarıydı bu.

On dakikalık oksijeni üreteni tebrik edip,  atmosferi yaratana teşekkür etmemek olmaz elbette..
Bu muhteşem sistemi var eden Allah’a nefesler adedince teşekkür etsek yine az. Her bir insan, kâinatın yaratıcısı ve sahibinin, yeryüzündeki bir memur ve misafiri.
Büyük imtihanları var.
Yaratılış gayesinin farkında olan ve olmayanlar var.
***

Rahmet Atmosferi

Uzaydan gelen kozmik ışınların; zararlı olanlarını filtre edip hikmetle engelleyen, lüzumlu ışınların yeryüzüne gelmesine izin veren, atmosfer çatısını muhteşem güzellikte yaratan, kudreti herşeye yeten Allah’tır.
Sinema perdelerindeki görüntüler gibi manzaraları sürekli tazelendiren, hükmü her şeye geçen, bazen cemal tecellilerini celalli tasarrufları içinde gönderen O’dur.
Her şeye kâdir olan, çok ihsan eden, hakiki iyilik sahibi olan, rahmetinin kuşatıcılığını en latif şekilde gösteren O’dur.
O, lütuflarının farkında olup şükredenlere; kerem, cemal ve rahimiyetiyle hususi ihsanlarını artırandır.
***
Her bir şeyi böylesine hikmetle yapan, mutlak kudret sahibi, Hâkim-i Hakem-i Hakîm-i Zülcelâl-i vel- Cemâl’e hiçbir şey ağır gelmez. Yıldızlar, zerreler kadar O’na kolay gelir. Hiçbir şey O’ndan gizlenemez.
O’nu bulmak ve tanımak potansiyeli insana verilmiş, yıldızlara hayvanlara bitkilere değil.
Belli ki sinek, gökyüzünü  insan gibi idrak edemez. İçinde kanat çırptığı atmosferi anlamaz ve bilmez. Ancak, düşünen insan bulur bilir sever, atmosferi, dünyayı ve kâinatı yaratanı.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın