Vücudumuzda, muazzam bir ordu var.
Bağışıklık, bizim ordumuz.
Nice savaşlar yaşıyoruz.
Dünyaya bir taraftan kozmik saldırılar sürerken, diğer taraftan ölümcül mikrobik hücumlar
gerçekleşir. Bu düşmanların ortak özelliği; çıplak gözle görünmeyişleri..
Ancak mikroskopla görülecek küçüklükteki sayısız mikroorganizmanın, sürekli tehdit ettiği bir
Dünya’da yaşıyoruz. Çoğalma hızı birkaç saatte trilyonu bulan mikroorganizmalar hiç de boş
durmuyorlar. Vücudumuz bu saldırılara, güçlü bir savunma sistemi olmadan karşı koyamaz,
Canlı kalamaz.
Bütün insanlarda ve hayvanlarda var olan, bu savunma ordusu, olmazsa olmazımız. Gizemli ve
muhteşem. Milyonlarca yıl öncesinde olduğu gibi, bugün de böyle.
Bu ordunun adı, bağışıklık sistemi. Hastalığa sebep olan mikrop, virüs vb. yabancı maddeleri
tarayıp, bulduğunda yok ediyor. Çok önemli ve kapsamlı bir savunma yazılımına sahip. Sistem
incelendiğinde işleyiş mekanizmasının ne kadar hayranlık verici olduğu fark edilir.
Bağışıklık sistemimizin sağlıklı çalışması bizim için hayati bir önem taşır.
***
Bu muazzam ordu, biz farkına bile varmadan yaşamamız için nice savaşlar yapar. Savaşın bir
tarafında zayıf anımızı kollayan ve vücudu ele geçirmeye çalışan bazı mikroorganizmalar var.
Diğer tarafta bizi korumaya çalışan savunma hücreleri. Bağışıklık ordumuz, yeri ve zamanı
gelince düşmana karşı ne yapması gerektiğini bilir ve gerekeni yapar. Bu savaşlarda incelikli
stratejiler uygular.
***
Görevin ilk adımı, zararlıların vücuda girmesini engellemek. Savunma ordumuzdaki devriye
görevlileri vücutta sürekli, ayrıntılı taramalar yapar..
Eğer düşman vücudumuza girmişse, buldukları yerde tutmak, yayılmasına izin vermemek ve
imha etmek suretiyle zarar görmemizi önler.
Şayet ilk adım yetersiz kalırsa, vücut alarm verir. Beynimize gerekli sinyaller gönderilir.
Savunma savaşları başlar. Görevli bazı hücreler tarafından düşmanı etkisiz hale getirecek silahlar üretilir ve gitmesi gereken yere sevk edilir.. Savunma hücrelerinin, vücut hücreleri ile saldırgan düşmanları ayırt etmesi ve ona göre davranması ustalıkla gerçekleşir. İlham verici çeşitli taktiklerle düşman imha edilir. Sonra savaşçılar karargâhlarına geri gönderilir. En sonunda bellek hücreler gelir ve düşman hakkındaki bilgileri arşivler. Bu sayede düşman tekrar görüldüğünde hücuma geçmekte zaman kaybedilmez.
Çok basitçe birkaç cümleyle ifade etmeye çalıştığımız, ciltlerce kitaplarda anlatılan, derin
araştırmalar yapılan bu konu, bizim için bir ölüm-kalım meselesidir.
Bağışıklık sistemi ile ilgili bazı ağır hastalıklarda, özel çadırlar içinde yaşama tutunma ümidi
taşıyan nice insanlar gördüm. Hassas hijyen şartları içinde, hayatlarını sürdürmeye çalışırlar. Bu
ağır vakaları görünce bağışıklık sisteminin önemini daha iyi anlarız.. Bağışıklık sistemi başlı
başına, üzerinde ibretle düşünmemiz gereken mucizevi bir organizasyon..
Birçoğumuzun göremediği, görsek bile tanıyamayacağı, farkında bile olmadığı, mikrop, virüs
gibi zararlılardan korunmamız, böylece sağlanmış olur.
***
Ayrıca vücudumuzdaki bakteriler de, ikinci savunma sistemimiz. Ağzımızda, sindirim
sistemimizde yüzlerce çeşit bakteri var. Vücudumuzda, şu andaki hücrelerimizden daha fazla
bakteri yaşamaktadır.
Bağırsaklardaki faydalı bakteriler; sindirime yardımcı olur ve istenmeyen bakterilerin
çoğalma hızını kontrol eder. Sağlıklı floranın denge içinde kalmasını sağlar. Kanın pıhtılaşmasını temin eden ve kemikleri güçlendiren K vitamini üretir. B vitamini türevlerinin üretimini gerçekleştirir. Çeşitli sebeplerle açığa çıkan, atağa geçen ve bağırsağa yerleşmeye çalışan zararlı bakterilere engel olur. Bunların gelişmelerini ve yayılmalarını önleyici enzimler salgılar.
Böylece bakterilerle yardımlaşma içinde bir ömür süreriz. Bağışıklık sistemi tarafından, bakteriler sindirim sisteminin bir parçası olarak algılanır. Düşman olarak görülmemesi, çok hayati ve düşündürücü bir konudur..
Özetlersek, vücudumuzdaki bakteriler arasında işbirliği vardır. Vücudumuz, bakterilerin barınma
ve beslenmelerini temin eder. Bakteriler de vücudumuza çok önemli hayati faydalar sağlar.
Bağırsaklardaki etkinliklerin denetimi için yüz milyon nöron görevlendirilmiştir.
Bu yapıyı yaratan ve bizi yaşatan Rabbimize, vücudumuzdaki atomlar sayısınca şükretsek azdır.
***
Hakiki manada bizi koruyan O’dur(cc). Her şeyi gören ve gözeten, her şeyden haberdar olan,
hükmü her şeye geçen O’dur.
Bütün âlemlerin Rabbi, Kur’an kainatında mealen buyuruyor ki;
“Allah her şeyin yaratıcısıdır ve O, her şey üzerinde hakkıyla gözeticidir.” ( 39 /62 )
Vücut ve malımız, O’nun mülküdür ve ibaha suretinde bize verilmiştir. Yani; ev sahibi değiliz,
O’nun misafiriyiz. Vücudumuzda ve evrende, hayatın devamı için olmazsa olmaz sayısız işler
oluyor. Ancak milyarlarda birinden haberimiz var.
***
Mülk O’nun. Hüküm O’nun. Hiç kimse; “benim vücudum, benim hayatım, benim kararım”,
deyip intihar edemez. Gözü, kulağı, dili manen öldürmek hükmünde olan, haramlarda
kullanamaz. Çevreyi kirletemez. Canlılara eziyet edemez. Mülk O’nun. Hüküm O’nun.
***
Koruma sistemlerini mükemmelce işlettiren Yaratıcımız, sayısız virüslerden, mikroplardan,
hadsiz tehlikelerden, bizleri koruduğu gibi, kendine sığınanları da, dilerse maddi ve manevi
zararlardan muhafaza eder.
Aşikâr olan şu ki; trilyoner de olsak, bir nar tanesini yaptıramayacak kadar aciziz. Allah’ın
ikramı olmasa alamayacak kadar fakiriz.
Pehlivan da olsak, bir mikrop karşısında tuş olacak kadar güçsüzüz.
Ömrümüzün devamı için gerekli olan, gücümüzün yetmediği binlerce dengeden biri olmazsa,
ölüm kaçınılmaz.
O’nun lutfu, keremi, ihsanı, rahmeti, kudreti ise sonsuz.
Çok şükür ki, Allah bizi bize bırakmamış. Bizi koruyor. Rahmet ve keremi, her ânımızı ve bütün
âlemleri kuşatıyor.
Bir yanıt bırakın
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.