ACELECİLİK YAVAŞLATIR!
“ Kaplumbağa yavaştır ama yarışı kazanır.”
Bir işletme çalışanları ümit dolu ve mütevazı olabilir, ancak işletmeyi atalet zindanına atmaya çalışan üçüncü düşman sıradadır: Acelecilik
Kararlardaki acelecilik her birimize ve işletmelere büyük zararlar vermektedir.
“Acele giden, ecele gider” sözü boşuna denmemiş.
Önceden iyice düşünmeden aceleyle harekete geçenler, sonrasında kara kara düşünmek zorunda kalır.
***
Mümin Sekman, Türk Usulü Başarı kitabında şöyle diyor:
“Avrupalılar önce düşünür, sonra yapar, bu nedenle sürekli ilerlerler.
Afrikalılar önce yapar, sonra düşünür. Bu nedenle sürekli gerilerler.
Türkler ise yaparken düşünürler. Bu nedenle ne ilerler, ne de gerilerler.
Sürekli oldukları yerde dönerler.”
***
Heyecanla, plan yapmadan işe girişmek, acelecilik bir mizaç özelliğidir. Plansız teşebbüs, işimizde kaynak sıkıntısı çekip atalete düşmemize sebep olur.
Neyin, nerede, ne zaman, nasıl, kim tarafından, hangi sırayla yapılacağına karar vermeden, “kervan yolda düzülür” anlayışıyla çıkılan yolda enerji ve kaynaklar israf edilir.
Ağaca takılıp ormanı görememek, işlerin arasında boğulup hedefe gidememek bu yüzdendir.
“Sürtüşme kuvveti”ne mağlup olup yol alamamak ve ortaya çıkan hatalar aceleci yaklaşımların neticesidir.
Acelecilik, “İtfaiyeci sendromu”na zemin hazırlar. Herkes yangın söndürme peşinde koşar veya koşuyormuş gibi yapar. Yangın çıkmasını önleyecek tedbirler üzerinde yeterince durulmaz.
Sistem üzerine kafa yorulmayan, herkesin pürtelaş çalıştığı birçok işletmede olduğu gibi…
Enerji, zaman ve para kaynakları acil işlere tahsis edilip, önemli olan fakat acil olmayan işler göz ardı edilir. Hesapta olmayan tehlike ummadığımız anda karşımızda belirir.
Bu tehlikeye düşmekten kurtulmanın yolu, merdivenleri adım adım çıkmak, karar verirken acele etmeden ve karar sonrası zaman kaybetmeden davranmaktır. Planlama, koordinasyon, kumanda ve kontrol sürecinde teenni ve ihtiyatla sistem kurma sabrını göstermektir.
Acele etmek şeytandan, zaman kaybetmemek Rahman’dandır.
Bu kural şahsi hayatımızda olduğu kadar mikro ve makro işletmelerin yönetiminde de geçerlidir.
Genellikle daha hızlı, daha yavaştır. Kaplumbağa yavaştır ama yarışı kazanır.
Merdivenleri adım adım çıkmak, en geçerli kurallardan biridir.
Bir sorundan acelecilikle kolay çıkış, normal olarak o soruna tekrar geri götürür. Pratik çözümler seraptan ibarettir. Kolay çözümler sadece semptomları iyileştirir, ama altta yatan problem hiç değişmeden kalır ve gittikçe kötüleşir. Pansuman çözümler, temel hastalığın ihmaline sebebiyet verir.
***
Toplumda, iyi niyetli hayalleri ve hedefleri olan, yeryüzü standartlarına uygun davranan başarılı insanlar vardır.
Bunların yanı sıra hayalci olan, gerçeklerden kopuk, iyi niyetli olup aldanmaya müsait insanlar da pek çoktur.
Bir de art niyetli olup aldatmaya çalışan, hayal taciri fırsatçılar vardır. Kanca atacak birilerini ararlar. Onların işi de sazan avlamak. Bu avcıların porselen tebessümlerinin ardındaki iç dünyaları bukalemun özellikleri taşıyan bir kobrayı andırır. İşleri tezgâh kurmaktır ve mahir tezgâhtarlardır. Önce güven vermek için ne gerekiyorsa yaparlar. Yerine göre dincidirler, dini alet ederler. Yerine göre merhamet istismarcısıdırlar. Yerine göre, adamına göre, cazip gösterdikleri yemlerle avlanmaya çalışan bir avcıdırlar. Ceplerinde dolaştırdıkları kırk maskeden duruma uygun olanı takarlar.
***
Şunu unutmayalım ki, dolandırıcıların ortak özelliklerinden biri, genelde aceleci olmalarıdır. Karşısındakinin düşünme ve araştırma yapmasına fırsat vermemek, mesleklerinin gereğidir. Zihin kontrolünü nasıl ele geçirdiklerine dair belgeseller dikkatle izlenmeye değer. Önemli bir konu…
Böyle durumlarda, muhataba dair ilk sezgilerimize değer vermek en doğrusu. Kanaatimizdeki isabet ihtimalinin hata yapma ihtimalinden çok daha yüksek olduğunu konunun uzmanları belirtiyor. Bu aktörlerin yakınlaşmalarına fırsat vermemek, böyle ortamlardan uzak olmak gerekir.
Zihni 7/24 işini düzgün yapmakla meşgul bir iş adamı, mesaisi 7/24 tezgâh kurmak olan birini ciddi bir muhatap kabul etme gafletine düşerse aldanma ihtimali yüksektir.
“Allah iyi insanlarla karşılaştırsın” kelamı çok değerli bir duadır.
Ayrıca sınanmamış arkadaşlıklarda tekme mesafesinin dışında durmak en iyisi.
***
Zihnimizden, saatte 2100-3300 arası hayal süratiyle geçen düşüncelerden bazılarını seçeriz. Bunlar bazen hayal olarak geçer gider, bazen de hayal tasarıya dönüşür. Sonra zihin yorarak anlamaya ve akıl erdirmeye çalışırız. Karar gerektiren bir konuysa, aklımız onaylar veya reddeder. Aklımız da, vicdanımız da onaylarsa, “Oh, vicdanım rahat deriz. Sıra uygulamaya, kolları sıvamaya gelir. Hedefe doğru ilerlerken karşımıza bazı engeller çıkar. Engellerin aşılması, iradenin gücü ve adanmışlık ölçüsünde kolaylaşır. Nasipte de varsa, hayal gerçek olur.
***
Önemle üzerinde durulması gereken bir husus var: Altının değeri, kaç ayar olduğuna bakıldıktan sonra netleşir.
Ümit vaat eden bir fikir sağlıklı dimağ mertebelerinde, sağlam zihin basamaklarında, emek gerektiren şuur merdivenlerinde yükselmeye muhtaç. Bu basamaklar sırayla çıkılmazsa, birinci basamaktan altıncı basamağa sıçramaya kalkılırsa, sorunlarla karşılaşmak kaçınılmaz.
Bir fikir ümit vaat ediyor gibi görünse bile, mutlaka dimağ basamaklarındaki bu yolculuğa ihtiyacı var.
Demiştik ya, hayal ümide, ümit hakikate muhtaç
Tünele girildiğinde görülen ışığın tren farı mı, ümit ışığı mı olduğu birkaç saniye sonra netleşir.
İşletmelerde ise, verilecek bir kararın önem derecesine göre, uygun bir zamana ihtiyacı vardır.
Acelecilik ve hayalcilikle karar verirsek, tren farını ümit ışığı zanneden adam gibi fena çarpılırız. Ölçüp biçmeden tünele girersek, yani, hemen işe koyulursak felaket ihtimali yüksektir.
Tünele girmeden önce uzaktaki ışığın ümit ışığı olup olmadığı, dimağ mertebelerindeki yolculukla netleşir. Aceleye de, zaman kaybetmeye de gelmez.
ŞUUR MERDİVENİNDEKİ YOLCULUK
“ Sizi yüksek yerlere çıkaran merdiveni asla küçümsemeyin”
“Bir fikrim var!” dediğimizde o fikir veya niyetin hangi mertebede olduğu, kaç ayar olduğu önem ve değer taşır.
Herhangi bir fikrin dimağ merdivenindeki yolculuğunu birlikte inceleyelim.
Arzu safhasında, hayal etmek ve tasavvur basamakları vardır.
Hayal etmek, şuur merdivenindeki ilk basamak.
Büyük gelişmelerin temelinde büyük hayaller var. Büyük hayaller yoksa veya hayallerin gayesi yoksa, büyük gelişmeler olmaz veya sürmez.
Mesela, yüzeysel baktığımızda ümit bahşeden bir fikir hayalimizden geçmiş olsun.
Hayal, hüküm değildir. Hayal, hakikatle uyumlu olmazsa bunun adı hayalciliktir.
Hakikat telakki olunan hayalin ömrü kısadır.
Yeterli veriler ışığında ciddi araştırma yoksa, hayal mi, safsata mı olduğu anlaşılamaz.
Hayal kurmak ne kadar değerliyse, hayalci olmak, hayal basamağında takılıp kalmak da o kadar mahzurlu.
Hele hele hayalden aksiyona zıplanırsa, zarar verecek neticelere davetiye çıkarmışız demektir.
Hayal, dimağdaki diğer test basamaklarından geçer ve yeryüzü standartlarıyla uyumlu rota oluşturulursa, başarıya ulaşma ihtimali yükselir.
***
Hayal basamağından sonra sıra 2. Basamağa geliyor: Tasavvur. Bu basamakta, hayal şekillenir, eskiz çalışmaları yapılır. Soyut halden, somut hale geçilmiş olur. Bir taslak proje ortaya çıkar
***
Düşünce safhasında daha 3. 4. ve 5. basamaklar var.
3. Basamakta, bu fikri akıl süzgecinden geçirmek, muhakeme etmek vardır.
Akıl tarafsız olarak, peşin hükümlerden uzak, hazırlanan proje üzerinde değerlemeler yapar.
Fizibilite çalışmaları, verilerin yorumlanması, istişari bilgiler, analizler ve tecrübeler ışığında müzakereler gerçekleşir.
Ekspertiz raporlarına bakılır.
Güçlü yanlar, zayıf taraflar, fırsatlar ve tehditler irdelenir.
4. Basamakta aklın onayı veya reddi vardır. Yolculuğun bu mertebesinde proje reddedilir veya onaylanır. Subjektif değil, objektif olmayı gerektirir. Tasdik, projelendirilmiş bir fikrin uygun görülmesidir. Proje tasdik edilmişse, sıra vicdan faslına gelir.
5. Basamak, vicdanın onay faslıdır, yani izan. İnsan, iç huzuru ile “vicdanım rahat” der.
Aklın onayının yanı sıra hayalle başlayan bu yolculuğun gerçekliğine, doğruluğuna gönlüyle de inanır ve benimser. Şuurun vicdan boyutunda gerçekleşen bu önemli onay, 5. basamaktadır.
Aksiyon safhasındaki son iki basamaktan ilki olan 6. Basamakta, artık iradenin tasdiki, yani sorumluluk almak vardır. Testlerden geçen hayale sımsıkı sarılmak, kolları sıvamak, bazen fanatik taraftarlık bu basamaktadır.
***
Ancak dimağ mertebelerindeki bu seyahatte basamaklar teker teker çıkılmazsa arızalar meydana gelir. Hayal mertebesindeki bir niyet veya fikir 1. basamaktan 6. basamağa zıplarsa büyük risk taşır. Delişmenlik ve ölçüsüzlük zarar getirir. Hayal basamağından aksiyon basamaklarına heyecanla zıplayan düşünce taassuba düşer. Yani körü körüne, plansız, programsız davranır. Alternatiflere körleşir.
Heyecan vardır, B planı yoktur.
Taassup, cehaletle beslenir. Hakikatin keşfine mani olur. Düşmanlıklara yol açar.
***
Hayal, şuur merdivenindeki basamakları birer birer çıkıp, 7. Basamağa geldiğinde son mertebeye gelinmiş olur: Adanmışlık
İtikat seviyesindeki şuurun adanmış bir ruh mertebesine gelmesi çok değerli bir güçtür. Emek verilerek elde edilmiştir. Bütün benliğimizle kabullenip dillendirdiğimiz vizyonumuzu bütün içtenliğimizle gerçekleştirme gayreti bu güçle olur.
***
Bu yolculukla, hayal seviyesindeki bir fikir aklın, vicdanın onayı ve iradenin, ruhun hamlesi ile, testlerden geçmiş bir şuurla gerçekleşiyor demektir.
Hayat bulup meyve vermeye namzet olur.
Dimağ basamakları adım adım aşıldığı takdirde sınanmış, hakikatli ve kuvvetli bir fikir olur.
Ciddi bir emeğin mahsulü olan bu netice, gönlümüzü rahatlatır. Böylesine güçlü bir fikir, ümit verir. Sabır gerektiren bu emekle gerçekleşen her aksiyon, ilerleme ve gelişmeye aday demektir. Başarılı olma ihtimali yüksektir. Hesapta olmayan çeşitli engellerin aşılmasında adanmışlık seviyesindeki gücün değeri büyüktür. İradenin sürekliliğinde bu güç çok önemli bir rol oynar.
Ancak niyetlendiğimiz bir fikir hayal ve tasavvur merdiveninde takılıp kalırsa, saman alevi gibi olur. Parlar ve söner.
Hayalcilik ile şuur basamaklarından adım adım yükselen bir fikri birbirine karıştırmamak gerek.
Bu dimağ mertebelerini aşmadan aksiyona geçmek, kumar oynamaktır.
İKİ FARKLI UYGULAMA
“Aceleyle iş yapan şaşar, düşünerek hareket eden dağları aşar.”
İşletme yüksek lisans eğitiminde hocamız rahmetli Prof. Dr. Gültekin Yıldız’ın paylaştığı bir hatırasını nakletmek istiyorum.
Oldukça büyük isim yapmış bir şirketin yönetim danışmanlığını yapıyordu. Cuma namazı çıkışında yönetim kurul başkanı ile birlikte yürürken, başkanın tanıdığı biri selam verip bir konuyu görüşmek istediğini söylüyor.
Başkan, “Buyur,” deyince hemen konuya giriyor.
“Efendim, bir ayakkabı fabrikası var. Kârlı bir işletme. Fakat şu anda finans sıkıntısı var. Fabrikayı satmak zorundalar. Cazip bir yatırım olduğu kanaatindeyim. Alalım mı?”
Başkan biraz düşünüyor ve “Alın,” diyor.
Dr. Gültekin Bey, şaşırıyor.
Ardından birkaç kişi daha cazip gördükleri birkaç yatırım önerisi getiriyor. Yolda ilerlerken başkan ayaküstü kararlar verince, profesör dayanamayıp başkana bu yaklaşımın uygun olmadığını usulünce belirtiyor. Böyle önemli kararların ayaküstü verilmesinin mahzurlar doğuracağını anlatıyor.
Başkan kendinden emin bir eda ile, “Hocam, bu işler kitaplarda yazıldığı gibi yürümez, İş hayatında kararları acele vermek gerekir. Doktora tezi hazırlamıyoruz biz” diyor.
Başkan, ikazlara kulak asmıyordu.
Yönetim kurul üyelerini, kendine sadık gördüğü düşük profilli, hacıyatmaz karakterli insanlardan seçiyordu.
Sadakati işletme değerlerine değil, kendi kararlarına itiraz etmemek olarak görüyordu.
“Çok haklısınız, isabet buyurdunuz başkanım” ifadeleri egosunu besliyordu.
Eleştiriye hiç tahammülü yoktu.
Özsaygıdan mahrum aşırı bir özgüvenle acele karar veriyordu.
Bu zaafları barındıran yönetim anlayışına sahip, mali yapısı çok güçlü olan işletme daha sonraları çok sıkıntılı bir dönem yaşamış ve süreç batışla noktalanmıştı.
***
Diğer bir örnek de başka bir şirketin yönetim kurulu toplantısından…
Toplantının gündem maddeleri içinde bir yatırım kararının görüşülmesi ve oylaması yer alıyordu.
Toplantı öncesi, yönetim kurulu üyelerine yatırım hakkında bilgilendirme yapılmış, fizibilite raporları ve lüzumlu bilgiler paylaşılmıştı. Sorular cevaplanmış, gerekli müzakereler tamamlanmıştı.
Toplantıda yatırım kararına sıra gelir ve oylama yapılır. Yönetim kurulu ittifakla kabul oyu verir.
Yönetim kurulu başkanı biraz düşündükten sonra şunları söyler:
“Arkadaşlar, sizlerle aynı kanaatteyim, ancak konu çok hızlı gelişti, acele karar verip bazı hususları gözden kaçırabileceğimizden endişe ediyorum. Fırsatlar ve güçlü yanlara yoğunlaşıp tehditler ve zayıf yanları ıskalamış olmayalım.
Satrançta bir kural var: ‘O kadar aşikâr ki, kaygı duyuyorum.’
Biraz daha inceleyip, bir haftalık hazmetme süreci geçtikten sonra nihai kararı verelim…”
Bu iki olayı birlikte değerlendirip verdiği dersler üzerinde düşünmenin ve uygulamalarımızı gözden geçirmenin faydalı olacağı kanaatindeyim.
***
Atalarımızdan kalan çok değerli sözler vardır:
“Acele yürüyen yolda kalır.”
“Aceleyle hareket edenin, eli ayağı birbirine dolaşır, zarara varır.”
“Aceleyle iş yapan şaşar, temkin ve tedbirle düşünerek hareket eden dağları aşar.”
“Terazi var, tartı var, her işin bir vakti var. Her şeyin bir zamanı, bir ölçüsü var.”
“Demir tavında dövülür. Uygun olsa da, zamanında yapılan iş övülür.”
Bu anlayışı sindirmiş tecrübeli ve başarılı patronlar önemli kararlarda asla aceleci davranmaz.
Bir konuda karar verecekse önce ilgililere çalışma yaptırıp rapor hazırlatır. Sonra konuyu iyi bilenlerle müzakeresini yapar. Ehliyle istişare eder. Hazırlanan rapor beraberce tartışılır. Herkesin görüşü ortaya çıktıktan sonra karara varılır.
Ancak ya mizaçtan, ya alışkanlıktan, ya güç ve makam sarhoşluğundan ya da şu veya bu sebepten, acele ile karar verip davranmak çoğunlukla işletmeyi yıpratır. İş başarısı yolculuğunda tökezleme yaşanır. Acelecilik çok ağır zarar ve pişmanlıklar getirir. İşletmeleri atalet zindanına sürükler.
Çare, heyecanla, hırsla değil akılla, temkinle, teenni ile, sakince düşünerek davranmaktır. Karar safhasında acele etmemek, karar alınca da hiç zaman kaybetmemektir.
Ortak akıldan istifade etmektir.
Gelişmiş büyük şirketler ortak akıldan faydalanmakla yetinmiyor, toplam akıldan faydalanmanın yollarını buluyor. Büyük başarılara imza atıyor.
Karar öncesi gerekli olan veri kalitesini, acelecilik olumsuz etkiler. Karar kalitesini düşürür.
Acelecilik yavaşlatır.
Kaliteli veri olmadan yapılan kontrol, analiz edilmeyen veri, sonucunda bir karar üretilmeyen analiz, ardından aktivite üretilmeyen karar hiçbir işe yaramaz.
Algılarımızın anlayışımızda, anlayışımızın kararlarımızda, kararlarımızın rotamızdaki etkisini daha önce ele almıştık.
Acele verdiğimiz karar kadar birde ben en iyisini bilerim diyerek, özellikle Aile şirketlerinde başka kimseye söz hakkı tanımayan büyüklerin hatalarından dolayıda birçok şirket şahsi hatalar yüzünden batmaktadır.