Bir Noktada Binbir Kitap : Hücre Mucizesi

“Küçük şey yoktur” Kemal Ural

                                                     
Şu an, vücudumuzda trilyonlarca hücre var. 30 ila 100 trilyon arası olduğu belirtiliyor.
Her bir hücrede ise trilyonlarca atom.
Bu hücrelerden, her birinin işini en iyi şekilde yapmasının yanı sıra, diğer hücrelerle uyumlu çalışması, en hayranlık verici mucizelerden biri.
***
Hücre, işleyiş açısından büyük bir şehre benziyor. Düzinelerle kuvvet santralı, bir ulaştırma sistemi mevcut. Karmaşık bir haberleşme düzenine sahip. Hammaddeleri ithal ediyor. Çöp toplama ve temizleme sistemi işliyor. Sıkı bir disiplinle idare ediliyor. Bölgelerinin sınırlarını istenmeyenlere karşı koruyan etkili bir hükümeti var. Bütün bunlar, hücre metropolünde olanların süper mikroskopla izlenebildiği küçüklükteki bir yapı içinde gerçekleşiyor.
***
Hücredeki mitokondri, elektrik üreten bir güç santralidir. Yakıt olarak şekeri yakıyor, bundan elektrik üretiyor. Kül olarak da geride su ve karbondioksit bırakıyor. Uyku esnasında bile hücrelerde sel gibi akan bir faaliyet var. Hücresel fırınlar yanıyor. Vücut gerekli sıcaklıkta tutuluyor.
***
Bütün vücut bilgileri, saç rengi, göz rengi, ten rengi, karaciğerin kopyası gibi bilgiler mucizevi bir tarzda, DNA’da kodlanmış. Hücre çekirdeklerinde 0.09 mm. sarılmış biçimde duran DNA açılırsa 2 metreye kadar ulaşabiliyor. Şayet bir insanın vücut hücrelerindeki DNA sarmalını açıp uç uca ekleyebilseydik, bu mesafe Ay’a 6000 kere gidip gelecek uzunluğa denk geldiğini araştırmacılar belirtiyor.
***

Tek Bir Hücrede Tekbir Yankısı

Tek bir hücremiz içinde DNA’da kodlanmış 1.5 GB veri mevcut. Hücre sayımızın 100 trilyon olduğunu düşünürsek, 150 zettabyte veri boyutuna sahip olduğumuz hesaplanıyor. Günümüz tahminleri internet üzerindeki toplam bilginin 0.5 zettabyte olduğunu gösteriyor. Diğer bir deyişle, vücut hücrelerimizde, insanoğlunun sahip olduğu en büyük kütüphaneden 300 kat daha büyük veri var.
Tek bir hücrede bile, hayret ve hayranlık uyandıran tablo karşısında, akıl ve kalbimizde tekbir kelamı yankılanır: Allah-u Ekber

Rastgele savrulan harflerle, bırakın bir kütüphane, değer taşıyan bir kitap bile meydana gelemez. DNA daki bu kodlamaların tesadüfen veya kendi kendine zamanla oluştuğunu,aklı başında hiç kimse kabul edemez. DNA daki hadsiz kodlamaların rastgele olduğunu söyleyebilmek için, bilgisayara yüklenen bir yazılımın, “ tesadüfen oluştuğu” saçmalığını kabullenmek gerekir.

Frederick Hoyle, amino asitlerin insan hücrelerinde tesadüfi bir şekilde bir araya geldiği iddiasının matematik ve mantık açısından imkansız olduğunu şöyle açıklar:
– Bir kasırganın, bir hurdalık üzerinden geçerken parçaları şans eseri birleştirip, şans eseri çalışan ve uçmaya hazır pırıl pırıl bir Boeing 747 oluşturmasının şansı nedir?
Bu ihtimal o kadar küçüktür ki, sınırsız zaman ve sınırsız hurdalık verilmiş olsa bile bu ihtimalde yükselme görülemez.
***

“Güzel Oku, Her Zerrede Coşkun Birer Mâna Var”

Evren muhteşem bir kitap gibi. Öyle bir kitap ki; her kelimesinin içinde ince kalemle nice kitaplar yazılmış. Her bir hücre noktacığında binbir kitabın yazıldığı canlı bir kitap. Vahyin ilk emri de “oku” . “Mana-yı harfi” nazarıyla oku. Bu okuma ile, kainatın yaratılışındaki mana ve maksat anlaşılır. 
Ayna, görüntüyü göstermek içindir. Mana-yı harfi budur.
Bir hücreyi yaratan, haşirde bizi tekrar yaratacak ilim ve kudret sahibidir ancak.
Yüzbinlerce kitabı bir sayfada yazan bir Zat, benim suya düşmüş kitabımı bir dakikada yazamaz mı? Elbette yazar.
Bahar sayfasında hadsiz kitapları yazan, haşrin baharında bizleri tekrar yaratacak olandır.
***
Her bir dakikada vücudumuzda 300 milyon hücre ölüyor. Çok büyük bir rakam gibi görünse de, bu rakam vücuttaki tüm hücre sayısının çok küçük bir bölümü. Tüm vücuttaki hücre sayısı ile kıyaslandığında, birkaç yüz milyoncuk kayıp çok da büyük değil. Yetişkin bir insanın vücudu her gün milyarlarca yeni hücre üretir. Vücudumuz sadece organları çalıştırmak ve hareket etmek için değildir. Sürekli kendini yenilemek ve tamir etmek için de enerjiye ihtiyaç duyuyor.
Milyarlarca yıl yaşındaki yıldız fırınlarında pişirilen elementlerin, uzun ve dolambaçlı yollardan gelerek, bu büyüleyici ve muhteşem sistemdeki yerini alması tesadüfi ve anlamsız bir yarış ile izah edilemez.
***
Derimizin tüm hücreleri de her 27 günde bir yenileniyor. Deri, iç organlarımızı korur ve bu görevi yaparken kurur, parça parça dökülür. Yani geçen ayki derimiz kütüphanemizde ya da koltuğumuzun altında toz parçası olarak bir yerlerde duruyor.
***
Hücreler 600 kadar çeşitte çok enteresan enzimler imal ederler. Hücre zarı bir kapı bekçisi gibi hareket eder. Tuz, organik maddeler, su ve öteki maddelerin dengesini kontrol eder. Yaşantımız farkında bile olmadığımız bu kontrole bağlıdır.
Öteki hücre zarları tarafından tanınan bir “tanıtma kartı” sayesinde gözümüzden saç çıkmaz. Göz kapaklarımızda karaciğer hücreleri çoğalmaz. Sistem ve intizam mükemmel.
***

Az İlim İnkara, Çok İlim Allah’a Götürür

Bu nizamı hikmetle yaratan mutlak irade, nokta nokta bütün evreni kuşatmış. Atomlardan hücre zarına, hücrelerden organlara ve canlıların vücut yapılarına kadar her şey inşa ediliyor ve her an yenileniyor. Her birini ve hepsini çevreleyen nihayetsiz bir ilim ve kudretin var ettiği muhteşem bir organizasyon işliyor. Bitkilere, hayvanlara, suya, havaya, dünyaya aya güneşe yıldızlara kadar her şeyi saran sarmalayan kesintisiz ve uyumlu bir faaliyet var.
Her şeye ama her şeye sözü geçen, gücü herşeye yeten sonsuz bir ilim ve iradeye işaret edip gösteriyor her an.
Bu sonsuz ilim ve kudret sahibi; bir hücre zarını kolaylıkla yarattığı gibi, bütün âlemleri kolaylıkla yapabilir bir Zat-ı Zülcemaldir.
Dilerse bir anda, dilerse bizim için milyarlarca yıl süren bir zamanda, dilediğini dilediği gibi yaratandır.
***

Bir Allah’ı inkar, Atomlamlar Adedince İlahı Kabul etmektir

Vücudumuzda trilyonlarca hücre ve hücrelerde trilyonlarca atom, şuurluca işler yapıyor. Her bir hücrede yer alan her bir atomun, Allah’ın memuru olduğunu kabul etmemek, atomları ilahlaştırmaya yol açar. Bir Allah’ı inkar etmek, atomlar adedince ilahları kabul etmektir. Bu yol ise, çıkmaz sokaktır.
Zira gözümüzdeki her bir atoma öyle bir vaziyet verilmiş ki, her şeyle bağlantılı. O atom; hücreyle, dokuyla, enzimlerle, beyin ile, vücutla, yeryüzüyle, atmosferle ve evren ile irtibatlı. Onların nizamına uygun bir faaliyet gösteriyor.
Hücre, beslenmek ve korunmak için, muhtaç olduğu diğer varlıklarla da münasebette. Hatta zaman boyutu düşünüldüğünde geçmiş ve gelecekle de irtibatlı. Mevcut ahenk ve dengenin devamı için ise, içinde yer aldığı sistemle uyumlu hareket etmek mecburiyetinde. İşte bu yüzden, gözdeki bir atom, Allah’ın bir memuru olmazsa, her şeyi görür bir gözü, her şeye geçer bir sözü, her şeyi bilir bir ilmi, olması gerekir.

Cam parçasında, kar tanesinde, su damlasında yansıyan güneş ışınlarını Güneş’e vermemek, sonsuz güneşcikleri kabul etmek gibi bir hurafenin benimsenmesini netice verir. Bir tek Allah’a mukabil, sonsuz sayıda ilahları kabul etmek divaneliğini ise, aklı başında hiçbir kimse kabul edemez.
***

Allah İçin Zor Yoktur

Hakikat nettir: Her bir hücre, Allah’ın taklit kabul etmez mühürlerinden sadece biridir. Mühürler ise, bitkilerin yaprakları, yağmurların damlaları, denizlerin dalgaları, kâinatın atomları, adedincedir.
Akılsız atomlardan hücreler inşa eden, bu şuursuz hücrelere hassas seçim ve ölçülerle ihtiyaçlarını temin kabiliyeti veren, her şeyi yaratan ve öldükten sonra bizi diriltecek olandır.
Yaratıcımız için zor yoktur.
İstirahat halindeki taburun bir boru sesiyle derhal toplanması ne kadar kolay. Aynen bunun gibi  İsrafil’in sûru ile, ölmüş insanları diriltilip, haşir meydanında toplatılacaktır
İsrafsız, muhteşem bu organizasyondaki yapıyı yaratan kudrete hiç bir şey ağır gelmez. Küçük, büyük, gizli, aşikar her şeyden haberdardır. Her şeyin gerçek sahibi, mutlak hâkimi O’dur.
İlim, hikmet, irade ve kudretinin sonsuz ihtişamını, eserlerinin her birinde ve bütününde gösteren O olduğu gibi, haşirde de gösterecek olan yine O’dur (cc).
***
Son yıllarda hücre ve bilhassa DNA konusundaki araştırmalarda yaşanan büyük gelişmeler, insanlığın düşünce ufkuna yeni pencereler açtı.
Dünyanın en büyük genetik uzmanlarından biri olarak kabul edilen Dr. F. Collins DNA şifresini çözen ilim adamı olarak anılıyor.
Bir zamanlar ateist olan Collins’i, DNA çalışmaları bir yaratıcının varlığına götürdü.
“Tanrının varlığına dair rasyonel bir temel var, bilimsel gelişmeler insanı Tanrı’ya daha da yaklaştırıyor” diyen ilim adamı, bilimsel yolculuğunu daha sonra kitaplaştırdı.
Tabiattaki gizemli denklemlerle uğraşan birçok bilim insanı, kariyerindeki gelişmeler sürecinde veya sonucunda şu neticeye vardı: “Az ilim inkara, çok ilim Allah’a götürür”

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın