Çocukluğumda hastanenin giriş kapısı üstündeki cümle dikkatimi çekmişti:
“Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi
Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi. / Kanuni Sultan Süleyman”
Bu cümledeki derinliği o zamanlar pek anlamamıştım. Dedeme sorduğumda, kısaca:
– Sağlıklı değilsen, bal bile zehir gelir evlat demişti.
Bir nefes sıhhatin birçok şeyden değerli olduğunu kavramam, bazı hastalıklarla tanıştıktan sonra mümkün oldu
***.
Hastalık, her şeyden önce sağlığın kıymetini öğretiyor. Sağlığın güzelliğini fark ettiren en güçlü öğretmen oluyor.
Belki de bu yüzden S. Turgenyev demiş:
– İnsana bir mutsuzluk ya fakirlik ya da hastalık lazım, bunu hissediyorum. Yoksa burnumuz havada oluyor.
Sağlık elden gitmeden değeri pek hissedilmiyor. Değeri bilinmeyen her şey gibi gün gelir sağlık da gider.
Gün gelir dünyadaki bütün paraların sağlığı geri veremediği görünür.
Hastalık, insana fakrını, aczini, muhtaç ve güçsüz olduğunu ders verir. Karanlık ne kadar fazlaysa, ışık o kadar belirginleşir.
Gün gelir kendini ne kadar az tanıdığını fark ettirir. “Kendini Oku” sesi içinde yankılanır.
Gün gelir, zengin olsun, yoksul olsun, hastalığın iyileşmesinde, algı merceğinin ne kadar önemli olduğu fark edilir.
Gecelerin ne kadar uzun olduğunu hastalık öğretir.Belki de aynı gecelerin, karanlıklarının farklı olduğunu.
Kimi insan, duygularını tercüme etmekte yol kateder bu dönemde Perdeler aralanır. Ruhunun mahzenlerindeki bir alay misafirin varlığını keşfeder.
Belki de yaşananlar, kendini bilme, bulma vesilesi olur. İç dünyasına dönmek, hayatın anlamını düşünmek ve hayatı sorgulamak farklı kapılar açar. Bir ışık yakalanır. Genellikle iyileşince kaybolan bir ışık.
Hastalıktan aldığı dersi unutmayan ve hayatın hızlı akışında boğulmaktan kurtulup, kendine çeki düzen verenler için hastalık bir definedir, rahmani bir hediyedir. “Travma sonrası büyüme” denilen durum gerçekleşir.
Gaflet karanlığının dağılmasından büyük bir hediye, kıymetli bir define yoktur. Bunu en iyi, o karanlığın ıstırabını yaşayanlar bilir.
***
Yaşamak için güçlü bir sebebi varsa insanın, kendini daha güçlü hisseder.
Bir şeye kıymet ve güç katan manasıdır.
Anlam, insan bir yana, kağıda bile kıymet katar veya kaybettirir.
Bir kalemle yazılan sözdeki mana derinliği kağıda değer kazandırır. Böyle bir kağıdı saklarız. Aynı kalemle, aynı kağıda yazılan, anlamsız veya çirkin bir cümle kağıdı değersizleştirir.
Varacağı yer çöplük olur.
Özel dünyamız bir sayfadır. Hayatımız bir kalem. Onunla çok şeyler yazılıyor.
***
Aynı hastalığın her insandaki tesiri farklıdır. Hastalığa yüklediğimiz anlam, verdiğimiz tepkiyi belirler.
Tıp uzmanlarının genel kanaati:
Doktor tedavisinin yanı sıra, moral yüksekliğinin tedavi sürecini olumlu etkilediği yönünde.
– Yaranın iyileşmesinde dokuz etken var. Bunlardan sadece birisi doktora aittir
– Hastanın iyileşmesinde, düşüncelerinin iyileşmesi çok büyük önem taşır. Ümitsiz bir hastaya manevî bir teselli, bazen bin ilaçtan daha fazla fayda verir.
Prof Dr. Kemal Sayar diyor ki:
– Şifa; insanın içindeki iyileşme potansiyelini harekete geçirmektir. Ümit duygusunu harekete geçirmenin iyileşmedeki rolü çok büyüktür.
Kanser uzmanı bir doktor da şunu diyordu:
-Yıllarca süren gözlemlerim ve yaşadıklarımla anladım ki; güçsüzlüğünü hisseden insana dayanma gücü veren en önemli dayanak inançtır, iman duygusudur.
Elbette sağlıklı olmak için iman edilmez, fakat iman edildiği için daha sağlıklı olunur. Çünkü, iman enerjidir. Enerji seviyesi ne kadar yüksek olursa, vücut o kadar verimli çalışır. Vücut ne kadar verimli olursa, kendini o kadar güçlü hisseder ve iyi sonuçlar elde etme ihtimali artar.
Nerede güçlü birisi varsa, orada karanlığın fethedildiği bir öykü var. Hayatın doğru yorumlanmış bir anlamı varsa, yaşananlar insana güç verir, değer katar. Aksi takdirde küçük bir sarsıntı savrulmalara yol açar.
Hastalığa yüklenen mana ya sabır ya da kahır etkisi var eder.
***
Kendi ile başbaşa kaldığında insan düşünür:
Madem bu dünyada hepimiz birer faniyiz. Hiçbir şey kalıcı değil. Hatta, hastalığımız bile. Şu geçici dünyada bazı günahlardan başka hiçbir şey kalıcı hasar veremez. Kalıcı hasar vermedikten sonra, geçici hayattaki sorunlar sorun değildir.
Meleklerde hastalık yok, zorluk yok, sıkıntı yok. İnsanın bunlarla imtihanı var. Rahatlık ve konfor, şaşırtmalı sorulardan. Hastalık ise, zor sorulardan. Hastalık nefse ağır geldiği için zor gelir ve şer gibi görünür. Halbuki meleklerden bile üstün bir mertebe, bu zorlukların aşılmasıyladır. Bize şer gibi görünen hastalıklarda pek çok hayırlar saklı. Hastalık bir musibettir, şer değil. Hastalık geldiğinde, ondan ya hayır veya şer devşirilir.
Madem çoğunlukla; ışığı anlamak karanlıkta, uykunun kıymeti uykusuzlukta, ferahlığı hissetmek darlıkta mümkün. Sağlığın değeri de hastalıkta iyice hissedilir.
Hastalığın sıkıntıları doktora anlatılır. Hastalığımızdan uzun uzadıya çevremizdekilere bahsetmek, hastalığı verenden bazen şikayet anlamını taşır.
Hastalıktan ya şifa buluruz, ya terhis oluruz. Allah’ın merhameti çeşitlidir ve hadsizdir.
Anda yaşamak divane komutan konumuna düşmekten bizi kurtarır.
Düşmanın sağ kanadı ordusuna katılmış taze bir kuvvet olduğu halde ve sol kanat henüz gelmemişken, merkezdeki kuvvetini, sağ ve sol cenaha kaydırıp, merkezini zayıflatmak divaneliktir.
Düşman işi anlar. Merkeze hücum eder. Tarumar eder.
Merkez; yaşanan andır. Sağ ve sol kanat ise; geçmiş ve gelecektir.
Sabır kuvvetini mazi ve müstakbele dağıtmak, en güçlü insanı bile zayıf düşürür. Dövülmeden ağlamak, hiçten korkmak neticesinde illüzyon ile gerçeği birbirine karıştırmak durumu baş gösterir.
Hastalığın hikmetleri fark edildiğinde, Yaratanın bazılara gönderdiği bir defne,rahmani bir hediye olduğu idrak edilir. Bir ihsan veya hatırlatma, uyandırma olduğu fark edilir. Şeyh Edebali demiş:
“Allah’ı zikrettiren dert, O’nu unutturan mal ve sıhhatten hayırlıdır”
***
Madem hayatın mükafatı tahammül edenleredir. Hastalığın büyük mükafatını bilen, tam bir sabır ile tahammül eder. Merhametlilerin en merhametlisine sığınarak, bütün içtenliğiyle O’na yönelir. Sabredilen hastalığın her saati, hatta bazen her dakikası bir gün ibadet hükmüne geçer
Peygamberimizin “Ermiş bir ağacı silkmekle nasıl meyveleri düşüyor; sıtmanın titremesinden günahlar öyle dökülüyor.” müjdesine kulak verir. Hastalığın neticesi olan sevap ve ahiretteki mükafatı ve kısa bir ömrün hastalık vasıtasıyla uzun bir ömür hükmüne geçmesini düşününce sabırdan ziyade şükreder. Sabır ile hastalığın şiddeti kırktan bire iner.
Gördük ve görüyoruz ki; en iyi imkanlara sahip olanlar, en mutlu değil. Hastalığın sıkıntılarını yaşarken bile, bir gaye uğruna koşan, kafa yoran, zorlu şartlar altında engelleri aşma gayretini yaşayanlar mutlu oluyor. Yoksulluk ve zor şartlar içinde olsa bile, hayatında bir anlam olanlar mutlu yaşıyor.
Hayatın anlamının farkında olan biri; rotasını bilerek limandan çıkan ve nereye gideceğini bilen bir gemi gibi güvenle yol alır. Kayalıklara bindirmekten, akıntıların, fırtınaların oyuncağı olmaktan kurtulur.
***
Sadaka Ve Kelebek Kanadı Etkisi
Çoğunlukla, olayın görünen yüzüne göre yorum yaparız. Arka planda neler olduğunu pek bilmeyiz.
Yaşanan bazı fırtınaların ardında veya meltemlerin ferahlatan serinliğinde, bir kelebek kanadı etkisi vardır. Bize karmaşa, kaos olarak görülenlerin ardında, mikro ve makro ölçekte bir düzen mevcut. Bilim insanlarının buna verdikleri ad: “kaotik düzen”.
Binlerce iplikle örülen bir nakış hakkında, birkaç ipliğe bakıp doğru fikir sahibi olmamız çok güç. Bize karmaşa olarak görünen bu sistem, büyük resmin bütününde görülür ancak. Kelebek kanadı etkisi bir tebessümde, gönül alıcı bir davranışta veya tam aksi; kem sözde, kibir kokan bir tavırda, bir “kul hakkı”nda saklıdır bazen. Kader motifinin iplikleri nerelere uzanır bilemeyiz. Yine de yüreğimizde bir parça hissederiz.
Belki de kadim kültürde yer alan bazı tavsiyeler bu bakış açısı ile irtibatlı:
– Sıhhatli kalmak istiyorsan sadaka vermeyi ihmal etme. İnsana mutluluk kadar sağlık katan bir şey yoktur ve en büyük mutluluk da bir başka insanın mutluluğuna vesile olabilecek işler yapmaktır. Gülümsemek bile sadaka sevabı kazandırır.
Ve sadaka belayı def eder.
***
Haddini Bilmemek Ve Ömrün İsrafı…
Hastalık şer değil, ancak isyan ile kendimize moral çöküntüsü yaşatmak şerdir. İsyan hâli kırılmış el ile intikam almak gibidir. Hastalığın verdiği zararı çoğaltır. Ümit, sabır ve gayretten uzak olan bu durum, hayır getirmez. Şikayetçi tavır ve sözler, mevcut iç problemin dışa vurumudur. Hastalığı kabullenmek ve tedavi sürecine dikkat etmek yerine ümitsizliğe kapılmak, öfkelenmek veya yakınmak, kendimizle olan kavgayı sürdürmektir. Şekva öncelikle kendimize zarar verir.
Hastalığını başkalarına anlatmak şekva manasını taşıyabilir endişesiyle bazı zatlar doktordan gayrısıyla paylaşmamışlar.
Şekva ağına düşmek, duaya sarılmaktan ve çözüme odaklanmaktan uzaklaştırır. Şikayetçi hal, zamanla huy olur. Bu iç problem çözülmediği takdirde kronikleşir. Kronik mızmızlıkla kıymetli ömür sermayesi israf olur. Sabır kuvvetini geçmişe geleceğe dağıtmak ve ömrü israf etmek neticede güçsüzleştirir.
Bir hastalık; sinek ısırması kadar zarar verecekken; endişe merak korku ve iç problemlerin baskın olması yüzünden yılan ısırması kadar zarar verir.
***
Hastalığa imanın gözüyle ve hikmet nazarıyla bakan görür ve bilir ki;
Her canlıyı yaratan, gözeten, rızıklandıran, rahmet ve hikmeti, inayeti sonsuz bir Rab’bi vardır.
İhtiyaçlarına göre onlara cihazlar, silahlar, programlar, sezgiler, rızık ve bir ömür veren O’dur..
Hastalandığında onlara şifa ihsan eden de O’dur. O, rahmet ve adaleti her şeyi kuşatandır. Canlı cansız her şeye hükmedendir.
Böyle bir imana sahip olan insan kadere teslim olup, kaygı taşımadan gerekeni yapar. İlacı doktordan, şifayı Allah’tan ister.
Hastalıktan gelen az bir sıkıntıya sabır ile, çok büyük bir mükafata nail olacağını bilir.
Tevekkülle yaratıcısının hükmüne ram olur. Böylece hastalığının, onun için bir define, rahmani bir hediye olduğunu iyice hisseder.
***
Hastalar Risalesinde, hastalara teselli ve ferahlık veren kıymetli mesajlardan birkaçı şöyle:
-Hastalık kazandırdığı sevaplarla, ömür sermayesini kazançlı kılar.
-Sıhhatine nankörlük belasıyla gaflete düşenler için hastalık, ahiretini düşünmeye vesile olduğu takdirde, İlahi bir ihsan, Rabbani bir hediyedir.
-Geçmişin sıkıntılı günleri gitmiş ve yerlerine ruhundaki elemin bitmesiyle lezzet izleri bırakmışlar. O halde geçmiş sıkıntılarını düşünüp eseflenme, sabırla sana sevap kazandırdığı için şükret.
-Dünya zevkini hastalık dolayısıyla kaybettiğini düşünüp ıstırap çekme. Madem dünyanın zevki ve lezzeti devam etmiyor. Onu kaybettiğinden ağlama.
-Hastalık, sıhhat nimetinin lezzetini tattırır. Çünkü; ancak hastalıktan şifa bulanlar, bu lezzeti tam manasıyla anlayabilir.
-Hastalığın ölümle neticeleneceğinden endişelenme. Çünkü; ölüm, gerçekte hayat külfetinden bir terhis, ubudiyetten bir paydos, dost ve akrabaya kavuşmaya vasıta, hakiki vatana ve ebedi saadet yeri olan Cennete bir davettir.
–“En ziyade musibet ve meşakkate giriftar olanlar, insanların en iyileri, en kamilleridir.” hadisin manasına mazhar olduğun için şükret.
-Şafi-i Hakiki, yeryüzü eczanesinde her derde bir deva yaratmıştır. İnsanların keşfedip terkip ettiği bu ilaçları almak ve kullanmak meşrudur. Ancak tesiri ve şifayı doğrudan doğruya Cenab-ı Hak’tan bilmek gerektir.
-Hastalık nasıl insanların şefkatinin celbine vesiledir, aynen öyle de Halik-ı Rahimin rahmetinin celbine vasıtadır.
( Hastalar Risalesine“Erisale”den kolaylıkla ulaşılabilir)
Bir yanıt bırakın
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.