Allah Her Şeyi En Güzel Şekilde Yarattı

 “Her şey güzeldir, ama herkes göremez.”
                                              – Konfüçyüs


Her birimizin, bakış açısı ve yorumuna göre şekillenen özel bir dünyası var.
Yaşadıklarımızı, olayları, varlıkları güzel veya çirkin bulmamız; görüş ufkumuza, büyük resmi görüp görmemeye ve kullandığımız gözlüğe bağlı.
“İman ise, her şeyi güzel, ünsiyetli gösteren şeffaf, berrak, nuranî bir gözlüktür.” Bu gözlükle bakıldığında “O her şeyi en güzel şekilde yarattı.” (32 /7) âyetinde görülen sırlardan biri, kuran tefsirinde şöyle izah edilir:

“Her şeyde, hatta en çirkin görünen şeylerde, hakikî bir hüsün ciheti (güzellik yönü) vardır. Evet, kâinattaki her şey, her hadise, ya bizzat güzeldir, ona hüsn-ü bizzat denilir veya neticeleri cihetiyle güzeldir ki, ona hüsn-ü bilgayr denilir. Bir kısım hadiseler var ki, zahiri çirkin, müşevveştir (karmakarışıktır). Fakat o zahirî perde altında gayet parlak güzellikler ve intizamlar var.”

Gül bizzat güzeldir, gübre neticesi itibariyle güzel.
Atmacaların serçe kuşlarına saldırması, görünüşte güzel değildir. Serçelerin kabiliyetlerinin gelişmesi için ise bu gereklidir ve güzeldir.
Kartallar, leylekler yavrularını şefkatle besler ve korurlar. Zamanı gelince de, onları uçurumdan aşağı iterler. Bu bize çirkin gelebilir. Günü geldiğinde kanatlarının farkına varmaları için ise bu zaruridir ve neticesi itibariyle güzeldir.
Bahar mevsiminde, fırtınalı yağmur hoşumuza gitmeyebilir. Bahar çiçeklerinin açması için ise, bu yağmurlar çok değerlidir ve güzeldir.
Melek bizzat güzeldir. Şeytanın yaratılması ise, neticesi itibariyle güzeldir.
Özetle; herşey ya bizzat güzeldir veya neticeleri itibariyle güzel.

En basit hayat tabakası olan bitkilerde görünür ki, yer altına girmiş çekirdek gün gelir bir ağaç olur. Meyvelerin, çekirdeklerin, tohumların ölümü, zahirde bozulmak, çürümek ve dağılmaktır. Görünüşte çirkindir. Tohumun ölümü, sümbülün hayatını netice verir ki, bu da güzeldir.
Ebedi âlemde baki bir hayat sümbülü vermek için, insanın ölümle toprağın altına gitmesinde olduğu gibi..

Değerli bilim insanımız Prof.Dr. Sinan Canan’ın şu cümlesi de konumuza ışık tutuyor:

“Bir çiçeğin açışında, bir kelebeğin uçuşunda Allah’ın tecellisi görüldüğü gibi, bir yaprağın çürümesi, bir elmanın çürümesi de O’nun tecelli ve tasarrufu iledir. Çürüyen cesetler de O’nun tasarrufu iledir. Burası çürüyeni ile de doğanı ile de güzeldir.”
***
Yaratılışta esas olan hayırdır. Şer ve çirkinlik, güzelliklere oranlandığında çok azdır. Pek çok faydaları olan yağmurdan zarar gören tembel bir adam diyemez ki; “yağmur rahmet değil.”
Yaratılışta küçük bir şer ile beraber, büyük bir güzellik ve hayır vardır. Küçücük bir olumsuzluk gelmesin diye, büyük bir hayrı terk etmek, büyük bir şer olur. Onun için o küçük şer dahi, hayır hükmüne geçer.
Şerri yaratmak; şer ve çirkin değildir. Şerrin işlenmesi ise, şer ve çirkindir. İşleyen mesul olur.
***
Çirkin gördüğümüz şeyler de, güzelliğin derecelerini anlamamıza vesile olduğundan neticesi itibariyle bir güzellik olur.

Bazı büyük park veya bahçelerde düzenleme çalışması yapılırken, bahçe mimarı, rengârenk ve zarif çiçeklerin ortasına, büyük ve kaba kaya parçaları yerleştirir. Böylece çiçeklerin güzelliği daha belirginleşir. Çiçeklere odaklanan ve kaya ile kıyaslayan, çiçeklerdeki güzelliğin, daha çok farkına varır. Çiçekler bizzat güzeldir. Bahçedeki kaya parçaları ise neticesi itibariyle güzeldir. Fakat, kayalara odaklanan, sadece onlarla meşgul olan, çiçeklerden keyif almaz. Olumsuzluklara yoğunlaşıp, hayatı ıskalayanların üstlendiği rol maalesef budur.
***
Olayları sadece kendi açımıza göre değerleyip, hüküm vermenin yanıltıcılığına dair, Bediüzzaman’ın görüşünü yansıtan aşağıdaki cümleler konumuza ışık tutar mahiyette;
“ Âlemdeki nizamda binlerce hikmet vardır. Bir ferdi razı etmek için bin hikmet feda edilmez. Eğer her ferdin keyfine göre hareket edilirse, dünyanın nizam ve intizamı fesada gider.”

“Ey halinden yakınan, şikayet eden,
Sen nesin? Neye binaen itiraz ediyorsun?
Küçücük hevesini, kainatın bütününe mühendis mi yapıyorsun?
Kokmuş olan zevkini nimetlerin derecelerine ölçü ve tartı mı yapıyorsun?
Ne biliyorsun ki, zannettiğin nimet, cezalandırma olmasın”
***

Ne Vücudumuzun Ne De Kâinatın Mühendisi Değiliz.

Yaptığımız işlerdeki bilincimizin payı, bilinç dışımız ile kıyaslandığında binde bir bile değil. Esas işler bilinç dışı organizasyonda gerçekleşiyor. Bu organizasyonun mühendisi kendimiz değiliz.
Parmağımızı kaldırmak gibi bir kararımızda, haberimiz olmadan beynimiz sahne arkasında muhteşem bir organizasyonla işliyor. Nöronlar arası koalisyonlar kuruluyor. Eylemler planlanıyor, oylanıyor, sunuluyor. Bu büyüleyici sırları keşfettikçe inkişaf ediyoruz.

Bu sırlardan biri de; canlılığımızın devamı için her saniyede vücudumuzda 11 milyon byte veri akışı gerçekleştiğine dair. Sadece 40 byte veri akışı bilincimizin kontrolünde.
Yâni bu, her birimiz onbir milyon ağacın bulunduğu bir veri ormanı içinde iken, bilinç dediğimiz el fenerimizin sadece 40 ağacı göstermesi gibi bir şey.
İnsan kendini ve evreni tanıdıkça, Sonsuz ilim ve kudret sahibi mühendisini bilme ufkuna doğru ilerler.
Bilim insanlarının hayret ve hayranlık uyandıran çalışmaları tefekkürümüze yepyeni pencereler açar..
Görürüz ki; herşeyi hikmetle yaratan ve her bir varlığı bizzat veya neticeleri itibariyle en güzel şekilde var eden, binbir sırla donatan Allah’ın verdiği bedenin sadece emanetçisiyiz.Allah neyi yaratmışsa, mevcut şartlar içerisinde, olandan daha güzeli yok.
***
İman gözlüğü ile bakınca her şey güzeldir. Hastalık da güzeldir. Hastalığın manevi güzelliği sıhhatinkinden geri değildir.
Musibet de güzeldir, sabreden bir insanın kazandığı sevap, çoğu nafile ibadetle kazanılan sevaptan çok daha büyük olabilir.
İhtiyarlık da güzeldir ve hatta ölüm dahi güzeldir.
Fakat yüzeysel bakınca, her olayı sadece kendimize bakan fayda ve zararları itibariyle değerlendirince hata ediyoruz. Hoşumuza giden ve gitmeyen her durum, neticede Allah’ın rızası varsa güzeldir, yoksa çirkindir.
***
“Çirkin hayat yoktur, o hayatı çirkinleştiren insanlar vardır. Kimi hırsından, kimi kompleksinden, kimi cahilliğinden yapar bunu. Ve kendilerine sorsanız hep haklıdırlar. Bu hiç değişmeyecek” diyen, C. Bukowski değişmeyen bir hakikati görmeye ve düşünmeye davet ediyor.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın