Niçin Allah’a İnanıyorum?

—————————————————————–

Anket sorumuz şu:
“-15 Yaşındaki yeğeniniz size:
– Niçin Allah’a inanıyorsun?
diye bir soru sorsa idi, ne cevap verirdiniz.”
—————————————————————–

Niçin Allah ‘a İnanıyorum?

Prof. Dr. Etem Ķöklükaya

İnsan olarak ne dünyaya gelmek, ne de bu dünyadan ayrılmak elimizdedir. Dünyaya gelişimiz elimizde olamadığına göre, bu dünyada bize verilen hayatı da(ömrü) yaşamak ama sağlıklı ve huzur içerisinde yaşamak zorundayız. İnsana diğer yaratılanlardan farklı olarak akıl, irade ve düşünme yeteneği verilmiştir. Dünyaya niçin geldik, nereye gidiyoruz ve biz kimiz gibi soruların cevaplarını ancak Allah’a ve elçileri aracılığıyla gönderdiklerine inanmakla verilebilmektedir. Düşünen bir varlık olarak insan, kafasındaki tüm bu bilinmeyen ve karmaşık gibi görünen soruların cevaplarını aramakta ve dünya hayatını bunalıma girmeden huzurlu ve sağlıklı yaşayarak geçirmek istemektedir. Bu soruların cevabı da ancak Allah’a inanmak ve O’na karşı kulluğunu bilmekle verilebilmektedir. Kısaca dünyadaki mutlu bir yaşamın anahtarı, insanın Allaha inanması ve Allah’ın gönderdiği din ile aradığı tüm soruların cevabını bulabilmesidir
Sonsuz çeşitlilikte ve mükemmellikte harika bir sanat ile yaratılmış bitkiler, hayvanlar, tüm canlı ve cansız varlıklar düşünen bir varlık olarak insana hizmet etmek için yaratılmıştır.
Düşünerek bakan ve bakarak düşünen akıl sahibi insanların özellikle bugün bilimin ulaştığı baş döndürücü noktada, Yaratıcının, yarattığı tüm varlıklar üzerindeki sonsuz ilim, hikmet ve sanatını görmesi oldukça kolaylaşmıştır. Bunu tüm yaratılmışların en mükemmeli olarak yaratılan insan vücudu üzerinde basit bir örnek üzerinde inceleyelim.
İnsan vücudunun en temel ve en küçük birimi hücredir. Vücut öz sıvısı içerisinde çeşitli iyonlar bulunmaktadır. Bu iyonlardan hücre faaliyetlerinde etkili olan en önemlileri sodyum(Na), potasyum(K) ve klor(Cl) iyonlarıdır. Hücre uyarılmış ve uyarılmamış olmak üzere iki farklı konumda bulunmaktadır. Fiziksel, kimyasal, ruhsal veya benzeri bir etki ile uyarılmamış durumda olan hücrede, hücre içi ve hücre dışındaki iyon yoğunlukları farkı nedeniyle, -90 mV civarında hücre içinin dışına göre bir potansiyel farkı oluşmaktadır. Bu potansiyel farkının nedeni hücre dışındaki sodyum yoğunluğunun hücre içine göre daha fazla, potasyum yoğunluğunun ise daha az olmasıdır. Hücre uyarıldığında sodyum iyonları hücre zarından geçerek içeri girmekte, potasyum iyonları ise dışarı çıkmaktadır. Hücre içi ve dışı arasındaki yoğunluk farkları nedeniyle, hücre içinin hücre dışına göre potansiyeli yaklaşık -90 mV dan +20mV yükselmektedir. Uyarı bittikten sonra bilimsel olarak henüz oluş mekanizması açıklanamayan bir olay oluşmakta ve hücre içindeki sodyum iyonları tekrar hücre dışına pompalanmakta ve hücre tekrar uyarılmamış yani dinleme konumuna geçmektedir. Hücre zarı, uyarılmış ve uyarılmamış durumlar için iyonlara karşı seçicilik özelliği göstermektedir. Hücre içinin dışına göre potansiyeli, iki farklı değerden birinde ya -90mV da, ya da + 20mV da bulunmaktadır. Buna bilimsel olarak ya hep ya hiç prensibi denmektedir. Bugünkü dijital teknolojide iletişimden bilgisayar teknolojisine kadar tüm işlemler, 0’ ve 1’ den yani 0’ a karşılık gelen bir potansiyel değeri(örneğin 0V), 1’e karşılık gelen başka bir potansiyel değeri(Örneğin 5V) ile yapılmaktadır. Vücudun hayati fonksiyonlarının yerine getirilmesi ve organlar arası iletişim, hücre zarındaki iki farklı potansiyel değişimi nedeniyle sinir liflerinin yüzeyinde 0 ve 1’ lerden oluşan darbe katarları ile gerçekleşmekte ve bugünkü dijital teknolojinin ilham kaynağını oluşturmaktadır. Hücre zarına yaratıcının verdiği bu özellik sayesinde vücudun tüm organları arasında karşılıklı iletişim sağlanmakta ve biz farkında dahi olmadan vücudun tüm organları en mükemmel bir şekilde görevini yerine getirmektedir.
İnsan vücudunun çalışmasıyla ilgili henüz bilimin tam olarak açıklayamadığı bir başka olay da kalbin çalışma mekanizmasıdır. Kalbin sağ kulakçığı üzerinde bulunan sinüatrial düğüm adı verilen merkezde kalbin çalışmasını sağlamak üzere elektriksel işaret üretilmektedir. Üretilen elektriksel işaret kalp üzerinde yayılarak kalbin çalışmasını ve temiz kanın sol karıcıktan tüm vücuda, kirli kanın ise sağ karıncıktan temizlenmek üzere akciğerlere pompalanmasını sağlar. Vuru düzenleyici olarak da adlandırılan ve pacemaker adı verilen bu işaretin frekansı beyinden gelen bir çift sinir ile kontrol edilmektedir. İnsanın içerisinde bulunduğu şartlara göre kalbin hızlı veya yavaş çalışması sağlar. Sağ kulakçık üzerinde üretilen pacemaker işareti, mühendislikte osilatör olarak adlandırılan sönümsüz bir osilatör gibi sonsuz bir enerjiye sahip olarak kendi kendine üretilmektedir. Pacemaker işaretindeki azalma nedeniyle kalbin rahatsızlanması durumunda, pacemeker işaretinin enerjisindeki azalmanın giderilmesi ve kalbin düzenli ve sağlıklı çalışmasını sağlamak için pacemaker’a, kalp pili ile enerji takviyesi yapılmaktadır.
İnsan vücudunun çalışma mekanizması ve fonksiyonları anlaşıldıkça, özellikle bilgisayar ve yazılım dünyasında yapay sinir ağları, yapay bağışıklık, genetik algoritma, robotik sistemeler gibi benzeri birçok yeni teknolojilerin algoritmaların oluşmasına ve gelişmesine ilham kaynağı olmaktadır.
Yaratıcını sanatını ve hikmetlerini gözlemlemek, kulluğumuzu idrak etmek üzere cansız zannettiğimiz mikro alemden bir başka örneği ele alalım.
Bugünkü elektronik, iletişim, bilgisayar gibi çağa damgasını vuran teknolojilerin en temel elemanları tranzistor, mosfet, tümdevre(entegre) ve benzeri isimlerle adlandırılan elemanlardır. Bu elemanlar; Silisyum(Si), Germanyum(Ge) ve benzeri pratikte kum olarak da adlandırılan, atom yapısının dış yörüngesinde 4 elektron bulunan malzemelerden üretilmektedir. Bu malzemeler, dış yörüngesinde 5 veya 3 elektron bulunan (Fosfor,Alüminyum, Bor, ve benzeri) malzemelerle katkılanmasıyla, tranzistordan tümdevre teknolojisine kadar tüm elektronik devre elemanları gerçekleştirilmektedir. Bu malzemeler sayesinde gerçekleştirilen devreler ile görüntülü veya görüntüsüz haberleşiyoruz, bilgileri depoluyoruz, hemen hemen her alanda çeşitli birçok günlük faaliyeti gerçekleştiriyoruz. Cansız bir madde olarak tanıdığımız silisyum, germanyum ve benzeri malzemelerin, ses, görüntü gibi birçok bilgiyi kaydedebildiğini, ilettiğini ve benzeri birçok işlemi gerçekleştirebildiğini bilim anlatmaktadır. Tüm faaliyetlerimizin, Yaratıcı tarafından cansız zannettiğimiz maddeler ile kolayca kaydettirilmesinin mümkün ve ahiretin var olduğu açık bir şekilde bilimsel olarak gösterilmektedir. İnsanın hizmetine sunduğu cansız bir varlık olan kuma(Si, Ge) bu özelliği veren Yaratıcıyı, eşrefi mahlukat olarak yaratılmış insana, hayvanlara ve bitkilere verdiği harikulade özellikleri, sanatı ve hikmeti görüp tanımamak mümkün müdür.
Yukarıda verilen örnekleri hem mikro alemde, hem de makro alemde sonsuz bir şekilde görmek mümkündür. Tüm bu harika yaratılışların ve sanatların kendi kendine olması mümkün müdür. En küçük hücrelerden, yıldızlara kadar evreni mükemmel bir sanat ve intizam içerisinde yaratan ve insanın hizmetine sunan bir Yaratıcıya inanmanın dışında başka bir yol bulunmuyor. Bize verilen sonsuz nimetlerin karşılığı olarak da Allah’a olan kulluk görevimizi yerine getirip şükretmemiz gerekmez mi.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın