Rota

 Önyargılar, algı gözlüğümüz üzerindeki kara lekelerdir.

Amerika’da, Denizcilik Enstitüsü’nün yayınladığı bir dergide Frank Koch ilgi çekici bir hatırasını anlatıyor:
“Eğitim filosuna verilmiş olan iki savaş gemisi birkaç gündür kötü hava şartlarında manevra yapıyorlardı. Ben, en öndeki savaş gemisinde görevliydim ve hava kararırken köprüde nöbetteydim. Yer yer sis vardı ve görüş alanı dardı. Bu nedenle komutan da köprüdeydi, bütün faaliyetleri denetliyordu.
Karanlık bastıktan kısa bir süre sonra köprünün gözetleme yerinde, iskele tarafındaki nöbetçi haber verdi: ‘Işık, sancak tarafında.’

Komutan seslendi: ‘Dümdüz mü ilerliyor, yoksa kıça doğru mu gidiyor?’

Nöbetçi: ‘Dümdüz ilerliyor komutanım,’ diye cevap verdi. Bu, o gemiyle tehlikeli bir çarpışma rotası üzerinde olduğumuz anlamına geliyordu.

Komutan nöbetçiye emir verdi: ‘Gemiye mesaj gönder: Çarpışma rotasındayız. Rotanızı 20 derece değiştirmenizi öneriyoruz.’

Karşıdan şu sinyal geldi: ‘Rotanızı 20 derece değiştirmeniz önerilir.’

Komutan, ‘Mesaj gönder.’ dedi. ‘Ben komutanım. Rotayı 20 derece değiştirin.’

Karşıdaki, ‘Ben, deniz onbaşıyım, rotanızı 20 derece değiştirirseniz iyi olur’ diye cevapladı.
Komutan bu arada iyice öfkelenmişti. Hırsla emretti. ‘Mesaj gönder! Ben bir savaş gemisiyim. Rotanızı 20 derece değiştirin.’

Karşıdaki ışıklarla işaret verdi: ‘Ben bir deniz feneriyim.’

Rotayı değiştirdik.”

***
Her birimiz hayat okyanusunda yol alıyoruz. Bazen sis içinde rotamızı belirliyor ve oluşturulan rotada ilerliyoruz. Enine boyuna düşünmeden, iyice araştırmadan, tahmin ve ihtimale göre aceleyle verdiğimiz kararlar da var. Önyargılarımız, peşin hükümlerimiz ve zanlarımız nispetinde sis yoğunlaşıyor. Kararlarımızı algılamalarımıza göre veriyoruz. Bazen de yanılıyoruz.
Rotamızı gözden geçirmemiz gerekiyor anbean. Gerektiğinde fikir değiştirmeyen sadece ölüler ve aptallar.

Zararın neresinden dönersek kâr. 

***

Algılarımızın anlayışımız üzerinde önemli etkisi var. 
Bir algıda, algılanan, algılayan ve çevrenin durumu önem kazanıyor.
Biz bazen “yansıtma etkisi” ile olaylara kendi dünyamızın ve tecrübelerimizin gözlüğü ile bakıyoruz. Kendi aynamızın görüntüsüne ve rengine göre hüküm veriyoruz. Deniz fenerine, “Ben komutanım, rotanı değiştir” mesajını gönderiyoruz. Algılarımızdaki yansıtma etkisiyle verdiğimiz kararlar, yanlışlıkların kayalıklarına sürüklüyor bizi. Kendi dünyamız ile dünyanın genelini birbirine karıştırmanın bedellerini ödüyoruz. Gerçekleri olduğu gibi değil, olduğumuz gibi görüyoruz. 

Çoğu zaman önyargıların esiri olduğumuzun farkında bile değiliz. 
Olayların sıcaklığıyla verilen hissi kararların genellikle yanıltıcı olduğunu hesaba katmadan davranıyoruz. İnsan bu, çevresini açken farklı, tokken farklı, parası varken veya borçluyken farklı şekilde algılıyor.


Bazen çevremize “basmakalıp yargılama” ile bakıyoruz. 
Belki de etiketliyor, ötekileştiriyor, at gözlüğüyle bakıyoruz olaylara, insanlara.


Bazen de “yaygınlaştırma” etkisi ile bir tespitimizi genelleştiriyoruz. 
Üç görme engellinin bir fili tarif etmeye çalıştıkları hikâyedeki insanların durumuna düşüyoruz. 
Hikâye, üç görme engellinin bir file rastlamasıyla başlar. Birincisi filin kulağını tutmuş ve şöyle demiş: 
“Kocaman ve kalın bir şey bu, büyük ve geniş bir halı gibi.” 
İkincisi filin hortumuna dokunmuş ve demiş:
“Gerçeği ben tuttum. İçi boş bir boru bu.”
Üçüncüsü ise filin ön ayaklarından birini tutmuş ve eklemiş: 
“Heybetli ve sağlam bir sütun.” 
Hikâye şu cümleyle son bulur; “Görmeyenlerin bilme yoluyla bir fil bile bilinemez.”
Üç kişiden her birinin farklı birer gerçeği vardı. Sahip oldukları bilgilere göre verdikleri hükümler akla yatkındı fakat hakikat farklıydı.

Kararlarımızda anlık fotoğraflara takıldığımız ve değişim sürecini göz ardı ettiğimizde hakikate ulaşamıyoruz.
Yansıtma, basmakalıp yargılama ve yaygınlaştırma etkisi kararlarımızda ağırlık kazandığı oranda hakikatten uzaklaşıyoruz. Hatalı karar verme riskimiz artıyor.
Önyargılar, algı gözlüğümüz üzerindeki kara lekelerdir. 

Doğru karar vermek, kararlarımızı verirken kaliteli bilgi sahibi olmakla mümkün.
Kaliteli bilgi objektif, ilk elden alınan, yeterli, açık ve doğru bilgi demek.
Sonuçlar ve kararlar, ancak dayandırıldıkları bilgi kalitesi kadar doğru ve sağlıklı olabilir.

Kaliteli veri olmadan yapılan kontrol, analiz edilmeyen veri, sonucunda bir karar üretilmeyen analiz, ardından aktivite üretilmeyen karar hiçbir işe yaramaz.



İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın